Yaşar Kemal'in son romanı ' Tek Kanatlı Bir Kuş'

Yaşar Kemal Türk Edebiyatı'nın  en iyi yazarlarındandır hatta benim için en iyi yazarıdır.

Müthiş bir dil, gözlem gücü, yaşanmışlıklardan süzülmüş bir edebiyat ve her şeyden önce 'insan'ı tam bir 'ustalıkla' anlatır. Çukurova köylüsü Fethi Naci'nin deyimiyleYaşar Kemal'de adeta 'ete kemiğe' bürünür.

Yaşar Kemal'i- tıpkı bir Dostoyevski gibi- edebiyatta ' büyük yapan, unutulmaz yapan' ona ' taç giydiren' bence 'insan'ı anlatmasındaki başarısıdır.

İnce Mehmet, Orta Direk, Yer Demir Gök Bakır, Binboğalar Efsanesi ve niceleri...

Ne güzel destanlaşır onun kaleminde doğa...

Yapı Kredi Yayınları önünde durmuştum. Gözüme bir kitap reklam ilişti ' Yaşar Kemal'in son romanı, korkuyu yazdı ' gibi bir şeydi reklamda yazan. Okumuştum, hatırlıyorum, Y. Kemal roman yazıyor diye. Çok heyecanlanmıştım.

Hemen içeri girdim, kitabı aldım. Aldım almasına ama şaşırdım.

Kitap 72 sayfa fakat o kadar iri puntolarla yazılmış ve satır aralıkları geniş tutulmuş ki, kitap 35 sayfa var yok.

Düşündüm kaldım, İnce Mehmed'i -ki 4 cilttir- yazmış Yaşar Kemal, nasıl olur da son romanı böyle olur?

Kitap 7 TL, bir de %20 indirim yapmışlar hemen.

Sonuçta dün gece bitirdim kitabı. Kitap bir deneme çalışması gibi adeta, hani böyle bir öykü ya da bir yazı yazmak istersiniz de müsveddeler üzerinde deneme yaparsınız, onun gibi.

Yaşar Kemal, hiçbir şeyi oturtamamış, olay yok, kişilerin çizimi zayıf, yer yer çok iyi gidiyor derken, çelişkiler var birbiri ardına.

Yani kısaca bir müsvedde. Ne yalan söyleyelim hayal kırıklığı.
Burada hemen şu soru düşüyor akla: ' 1923 Doğumlu, 90 yaşındaki Yaşar Kemal'in yazarlığının göstergesi olabilir mi 'Tek Kanatlı  Bir Kuş' ? Ya da değiştirirsek bu beklenenin altında kalan eser, Yaşar Kemal'in, Yaşar Kemalliğinden bir şey götürür mü? Elbette, hayır.

Ben burada Yapı Kredi Yayınlarını kınadım. Belli ki reklam yapmak ve kazanç için bu çalışma 'şişirilerek' basılmış. Her şeyin değersizleştiği, içi boşaltıldığı ülkemizde bir 'değersizlik' örneği daha.

Duyumum -okumadım- Yaşar Kemal eserin basılmasını istememiş. Bu daha da içimi acıttı.

Sonuç olarak tekrar edecek olursam 'Yaşar Kemal' önünde eğilecek kadar başarılı, Türk Edebiyatının en iyi yazarıdır.

Gelelim kitaba:

Yapı Kredi 'korkunun romanı' demiş ya, ben de okurken üşenmedim kaç kere ' korku, umutsuzluk vb. kelimelerin geçtiğini tespit etmeye çalıştım.Ama önce romanın konusundan kısaca bahsedeyim.

Roman Melek Hanım ve Posta Müdürü Remzi Tavdemir'in trenden inerek istasyonda beklemeleri ile başlar.
İstasyonda kimsecikler yoktur. Birilerinin gelmesi için beklerler karı-koca. Melek Hanım hemen örgülerini çıkarıp örmeye başlar. Bir de kedileri vardır, bir gözü sarı bir gözü mavi, bembeyaz bir kedi. (fakat kedinin romanda işlevi yok, bir iki kere daha lafı geçiyor o kadar)

Remzi Bey, birden istasyon şefini fark eder, yanına gider. Adam lazdır ve şive ile konuşur. Remzi Bey ve Melek Hanım'a çay ikram eder. Demlediği çaya hayran bir adamdır  Sadrettin Bey, kaçak çaydır ve kimi zamanda Hint çayı ile karıştırır.

Remzi Bey 'Yokuşlu'ya atandığını söyler. Fakat Sadrettin Bey, çiftin Ankaraya geri dönmelerini, Yokuşlu'nun üstüne dağ kaydığını, bu yüzden hiçbir aracın artık oraya gitmediğini söyler.

Tam o esnada bir otobüs gelir, karı-koca binip giderler. Yalnız otobüs şoförü 'Bir aydır' hiç kimsenin oraya gitmediğini söyler ve zaten hiçbir araç 'Yokuşlu'nun içine gitmeyi kabul etmez, sadece yakınında bir yerde bırakır. Nitekim Melek Hanım ve Remzi Bey'i de şoför kasabaya yakın yerde indirir ve gider.

Oracıkta kalır karı koca. Kasaba oldukları yerden görünür fakat ne bir ezan sesi ne insan sesi duyulur. Karı- kocanın da eşyaları vardır. Kasabaya gidecek birilerini beklemeye başlarlar.

Melek Hanımla Remzi Bey'in yanına beş kişi daha katılır. Bunlardan biri Yanıkoğlu Hüseyindir. Diğer dördü Almanya'dan işçi olarak gelen iki çifttir. Bu çiftlerden sadece Zeliha ve Hüsam'ın isimlerini biliriz. Diğer karı-kocanın hiç işlevi yoktur romanda.
Zeliha'nın anası 'Yokuşlu'da yaşamaktadır. Zeliha onu görmek için gelmiştir, sekiz senedir annesini görmemektedir ama nafile kasabaya girilemiyordur.
Zeliha bir çılgınlık yapar ve biraz da Hüsam'a inat, kasabaya girer.Fakat bayılır ve Hüsam, Zelihayı sırtına alır, kurtarır.

Ayılınca Zeliha anlatır neler gördüğünü. Özellikle 'kuş'lardan bahseder. O kadar çokturlar ki... Remzi Bey,anlar ki kabasayı 'kuşlar' istila etmiştir. Ve şöyle der:

'Yakında bir tümen asker gelecek, gelecektir, keskin nişancı, namluları havaya dikecek, sayısı ne kadar olursa olsun, ister bulut kadar gökyüzünü örtüp gelsinler, bir tümen asker tekmil kuşları, birkaç günde, çok çok bir haftada avlayabilirler (...) Ecinni kuşlar almış bu kasabayı, hiç mümkünatı yok. Bu encinni kuşlarla bir tümen başa çıkmazsa, bir ordu.'
Romanın sonunda, Zeliha-Hüsam ve diğer çift çekip giderler.Geriye  Melek Hanım, Remzi Bey, Yanıkoğlu Hüseyin kalırlar. Kahve yapmıştır Melek Hanım, üçü kahvelerini içerken bir otobüs yanaşır, içinden yolcular iner, uzun sakallı bir yolcu vardır aralarından. Kasabaya gitmek ister çünkü kasaptan (Aptullah) alacağı vardır. Roman uzun sakallının Aptullah'ın boyununu sıktığını hayal etmesi, fakat bu arada yolculardan Kör Rahminin gerçekten boynuna yapışmıştır- ile biter.

Benim saymam, 'korku' kelimesi 18 kere geçiyor romanda. Korku ile birlikte karamsarlık, umutsuzluk,ürkme gibi kelimeler de var.

Kişiler canlı çizilmemiş ama Melek Hanım'ın anlatıldığı yer güzel. Kısa cümlelerle aklımızda hemen nasıl bir insan olduğu canlanıyor.

Remzi Bey ise çelişkili önce Yaşar Kemal onun çelimsiz olduğunu söylüyor ve dizleri acıyan, karısından korkan, yılgın bir adam profili çizdikten sonra, kitabın sonuna doğru, onun boylu, ince, dik, yakışıklı bir adam olduğunu ayrıca suratında hep sevince , umuda benzer bir tatlılık uçuştuğunu söylüyor.

Mele Hanım, Remzi Bey ilişkisinde de bazı çelişkiler var. Örneğin kitabın başında, taşa oturan Remzi Bey'e bağıran Melek Hanım kitabın sonunda Remzi Bey'in kahvesini unuttu için mahcup olur ve koşarak kocasına kahve pişirir.

Melek Hanım'ın, Zeliha için düşünceleri de değişkendir.Melek Hanım, Zeliha'yı sevmez,anlatıklarına inanmaz hatta kasabaya girince ölmesini ister ama Zeliha ile Hüsam gidince, Zeliha için 'yüreğinin yarısını'alıp gittiğinden bahseder.

İkinci Bölümün başında, ceviz ağacı ve cevizden yapılan sandık tasviri nefistir. Tam Yaşar Kemal anlatımı.

Evet, roman iki bölümden oluşur. Birinci bölüm istasyon kısmı ikinci bölüm 'Yokuşlu' kabasının girişinde olan bitenleri kapsar.

Roman en fazla bir saatinizi alacaktır. Dediğim gibi 72 sayfa gözükse de aslında değil.

Beni romanda en çok çeken şey 'kuşların kasabayı istilası' ve Remzi Bey'in 'bir tümen askerin ya da ordunun' kuşları mutlaka temizleyeceği hakkındaki görüşü.

Müthiş bir alegori olduğunu düşünüyorum burada. Barış ve savaş üstüne.

Ayrıca Melek Hanım ve Remzi Bey, otobüsten indikten sonra daha yanlarına hiç kimse katılmamışken bir araba gelir, durur yanlarında. İçinde siyah takım elbiseli bir adam vardır. O da kasabaya girmek istemiş girememiştir ve Ankara'ya gidip kasabaya girmenin bir yolunu bulacağından bahseder.

Yaşar Kemal'in ateşte, cız diye tereyağı eritilerek yapılan pilav ve birlikte yer sofrasında yenilen yemek sevdası burada da sürüyor. ( Orta Direk )
Ve Çukurova, Türkmenler...

Melek Hanım'ın trende yolculuk ettiği köylülerden şikayeti beni gülümsetti, ' köylülerin vırt vırt osurduklarından bahsediyor.'

Yaşar Kemal severler için,

İyi okumalar...




Foto: Mimar Sinan Üniversitesinde Yaşar Kemal fotoğrafları sergileniyordu, orada çekmiştim.

0 yorum :

Ve son

Aynı zamanda yeni bir başlangıç.
Annem babam ve derya ile başlayan ankara maceram Ayşe, Efe, Ceyhun ve Taner ile sonbuldu. Öncelikle beş büyük boy valizimi özene bezene baktığım aşk menekşemi  ve beni taaa  A.Ş.T.İ’ye götüren sevgili arkadaşlarım Ceyhun ve Tanere çok teşekkür ederim.

Beş yıllık üniversite hayatım boyunca sadece derslerimde değil gerek sosyal gerekse okul hayatım boyunca yardımlarını ve desteklerini benden esirgemeyen, her umutsuzluğa düşüp “yahu bu okul hiç biter mi!” dediğimde bana inanan çok sevgili hocalarım Sayın Yar. Doç. Sami Acar’a,  Sayın Öğr. Gör. Ayşen Akbaş Tuna’ya  ve her dönem başında ders kayıtlarımdaki krediler ve ders seçimlerindeki bocalamamı görüp yardımlarını benden esirgemeyin sevgili hocam Sayın Arş. Gör. Dilek Uslu’ya çok teşekkür ederim.

Özellikle son sene bize evini açarak adeta eve çıkmış hissini bize yaşatan canım arkadaşım Ceyhun Akyüz’e çok teşekkür ederim. Hamam böcekleriyle yaşadığım bol cığlıklı hatta ağlamalı savaşlarımda benimle birlik olup, böcekleri üzerime atmadığın için sana sevgilerimi sunuyorum. Aynı zamanda canım arkadaşım ceyhunun en az kendisi kadar değerli ve tatlı ailesi Nehir Teyzem, Derya Teyzem, Özgür ve Melike’ye buradan selamlarımı gönderiyorum.

Sevgili arkadaşım Taner. Hiç olmayacak bir zamanda bana aldığın çiğköfteler  ve nazımı kaprisimi çektiğin için çok teşekkür ederim. Öpd dersinde o soruları benden alıp alıp ben yaptım demeni unutmuyorum helali hoş olsun =). Ayrıca Rüya çok tatlı bir kız buda ekstra not.

Şortlu Ayşe’m ;) dört yıl birlikte aynı odada aynı ranzayı paylaşmanın mutluluğunu yaşıyorum geri kalan bir yılın büyük çoğunluğunda aramızda Bena vardı. Karda kışta bayırda daha merdivenlerden inemezken köpekleri sevmek için verdiğin mücadeleleri asla unutmayacağım. Birlikte Keçiören’e gitmemizi, doğum gününe yetişebilmek için Bahçeli metrosunun merdivenlerinden üçer beşer atlarken son üç basamakta havada bağdaş kurup popomun üzerine düştüğümü ve metrodakilerde dahil herkesin bana güldüğünü hep hatırlayacağım. Seninle birlik olup emineyi sinir etmemizi ve korkutlarımız aklıma geldikçe gülümsüyorum.

Emoşum canım en ttalım benim belime sarılılp kafamı üst ranzanın demirine vurmama sebep olduğunu günlerce hastanelerde film sırası beklediğimi ve okuldan gelirken kendine aldığın bir bütün piliçi nasıl işhatla yediğini asla unutmayacağım. Adana’da beni misafir edişin için arkadaşlığın dostluğun için "Aşkın kitabı"nı bana zorla izlettiğin için dört yıl boyunca bana yaşattığın tüm güzellikler için, doğum günümde bana bağırıp beni ağlattığın için teşekkür ederim.
Efe seninle çok zaman geçiremedik ama seninle oturup sohbet etmekte çok güzel yemek yemekte çok eğlenceli ayrıca sabahın köründe bana evini açtığın için bu sabah uyanamayıp kedi gibi beni paspasın üzerinde bıraktığın için çok teşekkür ederim.. Şaka tabi iyi ki tanımışım diyorum.

Gökçe  =) Bursa çok güzel bir şehir beni misafir etmen hamama götürüp terletmen çoğu zaman Demirtepe’deki evinin kapısın bana açman çok ince birer davranış çok teşekkür ederim, ayrıca adamına göre davranmayı senden öğrendim haberin olsun.

Birlikte Eymir’e gittiğimizde yaptığımız abur cubur pikniğine ördekleri de ortak etmen çok hoş bir davranış Çağlacım. Beni ingilizce konusunda gaza getirmelerini ve verdiğin dizi/ film önerilerini asla unutmayacağım

Sevgili Gülli’gil. Ne sana ne Leyla Teyzeme hissetkilerimi yazsam yazsam sığmaz buraya. Hele ki o yemekler. Canım kardeşim arkadşlıktan öte gösterdiğin anlayış ve kardeşlik için çok teşekkür ederim.

TarkannnnNNN ;) yakışıklı prensim benim. Küçük kardeşim. Seninle oturup absürt konularda konuşmakta konuşmakda çok eğlenceli içip içip gülmekte. Gece dışarı çıktığımızda abinin yokluğunu hissettirmeyip “Önüne bak yenge.. Bak ya!”  demelerini hiç unutmayacağım hihih =) kuzucum iyi ki tanıdım seni.

Sana ne denir bilmiyorum. Arkadaş, dost, kardeş, psikolog, Bay çikolata, Gölgross yahu ne demeli seni tarif etmek için. Türk Dil Kurumu Emrah Şubesi yeterince hoş bence =) hihihihahhahaa! İmla hatalarımı bulup düzeltmekte üzerine yok. Hem Anaforda hem okulda hem kantinde sana gelin adayları bakarken çizdiğimiz stratejileri asla unutmayacağıma hele ki kuşlara at diye verdiğim bisküviyi asla kuşların göremeyeceği kar yığınına atman! yorum yapmıyorum.

VeeeeEEeeEE

Sevgili Ufuk ve Ozan ve Nilgün ve Bayram ve Salih ve Ceren ve Elif sizleri Taylan sayesinde tanıdım, sevdim. İyiki de tanıdım. Bana eviinzi sofranızı açtığınız için çok teşekkür ederim.

Ve canım sevgilim. Gazi üniversitesinin ve bu beş yılın bana kattığı en güzel yüz, en güzel duygu en güzel Aşk. Onca yıl aynı okulda okuyup, ev arkadaşı olan yakın arkadaşlarımızın evinden çıkmıdığımız halde hiç karşılaşmamamız kader olsa gerek. İyi ki daha önce karşılaşmamışız. Her şey zamanında ve seninle güzel.

Ankara’da ilk günümden son günüme kadar arkadaşlığıyla, arada 2 yıllık reklam arasıyla, baktığın fallarla ve bana yeni bir şehri tanıma fırsatı veren canım arkadaşım Gonca ilk yurt arkadaşım. Seninle geçirdiğim doğum günlerini bana aldığın Nazım Hikmet’in şiir kitabını ve kızıl saçlarını asla unutmayacağım.

Burcu’m kimsenin pek anlayamadığı farklı bi iletişimim vardı seninle.. Mutsuz olduğumda hep sana sığınırdım. Sende elini sırtıma koyardın ben uyumaya çalışırken varlığını hissedeyim diye. Hep hissederdim. Kahve içip dedikodu yapmayı bazen siyasetten ve ahlak anlayışlarında atışmayı hep özleyeceğim.

Esracım  yeryüzünde yalnız gezen yıldızım benim =) her fırsatta kahveni içmeye geliyorum dediğimde beni hiç geri çevirmediğin için en muhtaç olduğum zamanlarda ağlayacak bi yer aradığımda omzunu benden esirgemediğin için çok teşekkür ederim. Seninle aynı sahneyi paylaşmak hep çok güzeldi.. Belki bir gün yine aynı sahnede oluruz.

 2012 yılbaşında Ankaraya gelen arkadaşım Ecem’e teşekkür ederim.

Her fırsatta Ankara’ya gelip beni asla yalnız barıkmayan gerek İstanbul’da gerek yurtdışında hem arkadaşlığını hem kardeşliğini benden asla esirgemeyen kuzenim Emre Demir =)  sadece aile üyem değil, canım, kardeşim yakışıklı arkadaşım taa hatırlamadığım kadar küçüklüğümden bu güne elimi bırakmayan kardeşim unutmayacağım seninle müzik yapmalarımızı =)

Ve son yılımda tanıdığım okula koşarak gelmemi sağlayan ve çok sevgili hocamız Eriman Topbaş’ın o muhteşem ve bi o kadar eğlenceli dersi ÖPD’yi  katlanılabilir kılan  canım arkadaşlarım Özlem Mirza’ya Gizem Akanur’a Remzi Yılmazer’e benden arkadaşlıklalrını ve desteklerini esirgemedikleri için çok çok çok teşekkür ederim. Beşinci yılımın en güzel ve kayda gecebilecek tek mutluluğu sizsiniz arkadaşlar.

Esin, seni ve o muhteşem taklitlerini hep hatırlayacağım. Ve ne  zaman topuklu ayakkabı giysem seni düşüneceğim =)

Hiç usanmadan ve bıkmadan bi kaç saat içinde bana algoritma mantığını öğreten ve  BA ile algoritma dersinden geçmemi sağlayan canım kuzenim Emre’nin  ev arkadaşı Uğur’a çok teşekkür ederim.

Yaşının küçük olduğuna bakmayın, bir çok büyükten daha büyüktür benim minik kızım, hem yiğen olur halasına hem arkadaş hem sırdaş hem de çikolatalı kurabiye olur benim Derya'm. Seni çok seviyorum miniğim. İyi ki varsın ;)

Ve sevgili aile üyelerim beş yıl boyunca maddi manevi desteğini üzerimden eksik etmeyen annem babam ve abime çok teşekkür ederim. Tek bir telefonuma bakıp kurduğum cümlelerden parasız kaldığımı anlaylıp harçlığımı eksik etmeyen canım ablam Pınar Şinik’e Şenay Demir’ e, üniversitenin ilk gününden son gününe kadar okula ve Ankara’ya alışmamı sağlayıp yanımda olduğunu her an hissettiren abim Sakin Fındık’a, amcam Zafer Demir’e çok teşekkür ederim. Psikolojik destkçim Emre Pişkin: sen tek başına onlarca A4’lük not edersin. Seni anlatmak için ne kelimelerim yeter ne bağlandığım internet ağı kabul eder =) seni çok seviyorum. Ve sen her zaman herkesten çok farklısın bunu sakın unutma.. İlk yalnızlığımda ve ailemden uzak ilk doğum günümde beni yalnız bırakmadığın için sana çok teşekkür ederim.
Bu not neden derseniz bu gün diplomamı aldım. Mezun oldum. O kadar..
Öpüldünüz.
(Mezuniyet fotoğraflarım için İrem Güneş'e teşekkür ederim. )

1 yorum :

Turgut Uyar: Göğe Bakma Durağı


Bu akşam saat 18.00'de  İstanbul Modern'nin düzenlediği bir etkinlikle Turgut Uyar'ın okurları bir araya geldi ve şair anıldı.

İkinci Yeni şiirine geçen sene yakından baktık. Baktık diyorum çünkü bir ders olarak işledik ve şiirlerin analizlerini yapmaya çalıştık.  Hocamız neden Türk Edebiyatının en kıdemli türü olan şiirin, İkinci Yeni Dönemini seçmişti? Sorduk.

-Çünkü İkinci Yeni şiiri henüz aşılamamış bir şiirdir, dedi.

Ne yalan söyleyeyim şiir, benim için daha ikinci planda kalan bir alan olmuştur. Roman ve hikayeciyimdir ben. Fakat bu  tespiti anlayacak kadar bilgim vardı.Hocamızın tespiti etrafında şöyle bir düşününce 'Bu günün şiiri İkinci Yeni'nin paltosundan çıktığını  söylemek' gerçekten hiç yanlış olmayacaktır.

Turgut Uyar'a dönersek yani T. Uyar'ı bu kadar sevmeme, beğenmeme ve belki de şiir alanında en tepeye yerleştirmeme, o da şöyle bir olayla olmuştur:

Dediğim gibi derslerimiz  vardı bu konuda. ( yüksek lisans) Kimse bana lisansta İkinci Yeni şiiri öğretmemiştir. Kokuşmuş edebiyat müfredatı M. Akifier ne bileyim A. Haşimlerden geçirir de sizi bir Turgut Uyar'ı anmaktan acizdir. Neyse dersler güzel gidiyor. Hoca dedi ' Geyikli Gece'yi okuyacağız Turgut Uyar'dan. Ayrıca Hocamız, şiirleri önceden okumamızı ve kavramlar üzerinde düşünmemiz istiyordu. Sonuç 'Geyikli Gece' okundu, işledik, konuştuk üstüne, Hoca açıklamalarını yaptı. Yaptı yapmasına ama ben takılı kaldım 'Geyikli Gece'de ve Turgut Uyar'da. Sonrasında hepimizden çalışma istedi. Herkes bir İkinci Yeni şairi seçecek ve şairin şiir poetikası üzerine yazı hazırlayacaktı. İçim içimi yiyor. Turgut Uyar'ı istiyorum ama söyleyemiyorum bir türlü. Bir arkadaş daha düşünüyor ama o sesli dile getiriyor duygularını. Hoca diyor düşünün taşının haftaya söyleyin. Sonuç, haftaya arkadaşım vazgeçmişti T. Uyar'dan ve ben o anda 'Ya ben yapsam' diyebildim; çalışma benim oldu.

Korkulu Ustalık'ı, (YKY, Haz. Alaattin Karaca) baştan sona okudum. Belirtmem gerek ki, Turgut Uyar bir poetika yazmamış aslında, diğer İkinci Yeni şairleri gibi ön planda da değil, sessiz, sakin bir insan. Alaattin Hoca, Uyar'ın yazdığı tüm yazıları ( dergi, gazete vb.) derleyip, toparlamış.Böylece ortaya 'Korkulu Ustalık' çıkmış. Kitabın adının bir anlamı var.

Korkulu ustalık: Uyar, şiir düşüncelerini açıklarken, şair usta olmaktan korkmalıdır diyor. Ustalık övünülecek  bir durum değil, o kişinin ulaştığı en üst yer olup ondan sonrasının olmamasıdır diyor. Dört başı mamur değil üç başı mamur şiirler yazmayı istiyor. Yani şiir hiç bitmesin, çalışmak, şiirin üstüne düşünme hiç bitmesin istiyor.

Uyar'ı çok seviyorum. Sadece şiirini değil, ben Uyar'ı gerçekten seviyorum. Sanırım yaşıt olabilseydim onunla, ya da aynı dönemde çevresinde bulunabilseydim, aşık olurdum... Cemal Süreya tam aşk şairidir, Edip Cansever hep burjuva, İlhan Berk asi ve anlaşılmaz, çok burnu havada, kendini beğenmiş. Oysa T. Uyar en sakinleri, en düşüncelileri, en geri planda kalmayı seçen aralarında ama deyim yerindeyse ' şiirin de en güzeli onda.

Etkinlikte T. Uyar'ın bu yönüne değinildi. Yaşasaydı asla gelmeyeceğini, şiiri hakkında konuşmayı sevmediğini, övülmekten çok sıkıldığını...

Tomris Uyar, eşidir ki - Edip Cansever'in hep aşık kaldığı, C. Süreya 'nın ise, Tomris'in Turgut Uyar'dan önce birlikteliği olduğunu isimdir- Uyar'ı eşliğe seçmiştir. Onunla yürümüştür hayat yolunda ölümüne kadar. Oğulları vardır. ( O da etkinlikteydi T. Hayri Uyar )

'Senin için alışılmış şeyler söyleyemem sana yaraşmaz' ya da
'Bir Bozuk saattir yüreğim sende durur' demiştir eşi Tomris Uyar için...

bknz: http://hturgut.uyar.info/post/44215037296/turgut-uyar-n-tomris-uyara-yazd-g-bir-siiriçi

En sade kelimeler, sıradan sözler onun şiirinde bir anlam bulur, büyük büyük laflar etmez, alçaktır sesi, duymak için dikkat etmek lazımdır. Evet, okudun mu hemen ele vermez kendini şiiri ama ' Geyikli Gece'den bir dize ne de güzel anlatır durumu:

'Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta 
Her şey naylondandı o kadar.'

bknz: http://epigraf.fisek.com.tr/?num=697

Sonra 'Korkulu Ustalık'ta kendinden bahsettiği yazılar da yer alır.

Örneğin 'ilk'lerinden bahseder. İlk aşkı da vardır ve mahalle arkadaşının dayısının kızına aşıktır. Pantolonunun tam cebinin üstünde kocaman bir yırtık olduğundan ve onu saklamak için helak olduğundan bahseder. Nitekim iki aile arasında 'maddi' olarak fark vardır. Bu durumlardan dolayı kıza yaklaşmasının olanaksız olduğundan bahseder ama şöyle bitirir: ' Ama olsun, ben onun da benden hoşlandığını varsayarak mutlu ve hüzünlü oluyordum.'

Uyar için çok doğru bir birleşim 'mutlu ve hüzünlü...'

Bir yerde abisinin onu sürekli dövdüğünden, annesinin ise Uyar için ' Bırak onu, içli bir çocuk' dediğini okuduğumu anımsıyorum.

Röportaj yapan kişi soruyor: En sevdiğiniz hayvan, çiçek apır sapır...
Uyar'ın cevabı : Kime ne?

T. Uyar'la ilgili daha birçok şey 'Korkulu Ustalık'ta...
 Kitap 703 sayfalık, çok kapsamlı  bir çalışma. Şiir severlere tavsiye edilir.

Son olarak yazımın en başında 'İstanbul Modern'de' bu akşam Uyar için  bir araya geldiğimizi yazmıştım.
Etkinlikte genelde söyleşiye katılan isimlerin ( İsa Çelik, Yelda Karataş, Mario Levi, Bedirhan Toprak) Uyar şiirinden daha çok, Turgut ağbi şöyleydi, Turgut Uyar'la bir gün... gibi cümleler kurdular. Ne yalan söyleyeyim sıkıldım. Edebiyat severleri doyuracak, bilgilendirecek 'dolu cümleler' yoktu. İyi hazırlanmamış bir etkinlikti. Türkiye'de ( Üniversite sempozyumları dışından) yapılan edebiyat etkinlikleri, etkinlik yapılan isimden daha çok konuşmacıların kendilerini övme alanına döndü. Sonuç: Beğenmedim.

' Ben hep sıkıntılıyım. Yani bir adamın canı sıkılır, o benim. Çünkü bana en yaraşan durumdur sıkıntılı olmak. Ben silahsız bir askerim de ondan ( T. Uyar, askerdir ama daima askerlikten nefret etmiştir.) Törenler askeriyimdir ben. Cumartesi ve Pazar askeri. (...) Ne söylemişse ve ne söylenmemişse, ne yapılmışsa ve ne yapılmamışsa, ne düzeltilmemişse ve ne düzeltilmemişse ondan sıkılan biri. (...) O kadar. Ve sıkıntılı. Ve sıkıntılı.
İşte biraz böyle başlıyor her yerde mutsuzluk. (...) Şiir yazdığım söylenir ortalarda. Değil. Ben, kutsal bir bahaneyim, belki de bir sığınağım kendime.'


Bu akşam öğrendik ki - karşıya dönmek için polis barikatı ile karşılaşınca- Barbaros Hayrettin Paşa İskelesi, hemen arkasında duran otel sahiplerine 'Gezi Parkı' olaylarından bile önce SATILMIŞ!

Turgut Uyar, sesleniyor bir yerden ve 'Göğe Bakalım' diyor tüm bu satılmışlıkların arasından... Okuyunuz, tavsiye edilir.


                                   

0 yorum :

Edebiyat Bir İş Midir?

Başlık belli. Yirmi yedi yaşıma bastım. Okumak en büyük zevkim zamanla da işim oldu. Peki 'edebiyat' gerçekten bir iş olabilir mi? İşte bu aralar takıldığım soru bu.

Neden şimdi geldi belleğime yerleşti arada bir tahta kurusu gibi 'kıtır kıtır' sesler çıkararak 'hu hu komşu' şeklinde bu soru ile yaşıyorum bir yandan cebelleşiyorum.

Yani durum şu aslında, etrafı gözlemliyorum ve görüyorum ki herkesin somut meseleleri ve işleri var. Mesela ofis işi ,ne bileyim kuaför, otobüs şoförü, bankacı... bu liste uzar gider. Telefona bakıyor sekreter, randevuları ayarlıyor, otobüs şoförü aracını kullanıyor, inen, binen yolcuları kontrol ediyor dikiz aynasından ne bileyim kuaför açıyor kepengi, ağda, kaş, saç... Kısacası bu örnekler niye?: Herkes somut uğraşlar içinde de ondan.

Sonra bana geliyoruz ya da benim gibi olanlara. Soruyorlar ne yapıyorsun 'Edebiyat mezunuyum' diyorum.

'hımmmmm' evet aldığım cevap bu uzun bir 'hımmmmmm'

 İşte sorun burada başlıyor. Yaptığım şeyin somutsuzluğu yani soyutluluk hali... Kitaplar, yazarlar, kısacası hep yazılar benim işim... Karakterlerle boğuşuyorum. Yazarlarla çoğu hayattan çoktan silinmiş... Cümleler işim, zihnim ofisim... Ve önümde derya deniz bir dehliz...

İşte bu 'hımmm' çeken insana ufaktan derdimi anlatmaya, yaptıklarımdan bahsetmeye çalışıyorum. İfade daha da dehşete dönüşüyor. Anlamsız gözlere, sıkılmış bir ifadeye.

Hani yukarıda bahsettiğim gibi saç kessem mesela, ya da bankacı olup sayılarla uğraşsam tüm gün 'aaa kuaför müsün, aaa bankacı mısın diyecek karşımdaki?' Bir ilgi, ufacık bir tepki... En azından 'hımmmm' dan daha anlamlı.

Gerçi üçüncü dünya toplumlarında anlaşılması güç bir iş, uğraş... 'İnsan neden edebiyat okur ki?' diyen milyonlarca beyinle aynı ortamda yaşam... Ya da 'edebiyat' dışında her işi yapan akademisyenlerin bile varlığı varken, aman kısacası zor vesselam çok zor iş...

Peki kendime dönüyorum tekrar.

'Yok ne yalan söyleyeyim, hep dedim diyeceğim, kitaplar, eserler ve edebiyat benim nefes alanım. Çek benden bunları, geriye hiçbir şeyim kalmaz. Ben de o 'hımmmm' ifadesine söyle demeliyim sanırım:

'Sayın kişi,

Bizim işimiz sözcükler, yazılar, eserler bu da kalp ve kafaya seslenmek demektir ki evet dünyanın en soyut ama en gerekli işidir. '

Tekrar Türkiye'nin durumuna dönüp bakacak olursak dünyadaki sanat-edebiyat- düşünce sahasındaki yerimiz bellidir.

Yurt dışında tanınan, okunan bilinen kaç yazarımız , şairimiz vardır?

(Aynı soru diğer sanat dalları için geçerlidir fakat ben burada edebiyatı temel aldım.)

Bir ara Edebiyat Fakülteleri kapatılmaya kalktı diye anımsıyorum. Hatta çoğu özel üniversitede artık bölüm açılmıyor bile. Gittikçe ölü bir alan düşünce dünyası dayanan bölümler  - hele sosyoloji, felsefe ya da tarihin içler acısı durumuna hiç girmeyeceğim-

Üniversiteden bir anektod: İkinci sınıftı sanırım. Hocamız geldi. Kürsüde yerini aldı. Sınıfın mevcudu az. Derslerin ilk günleri. Tek tek hepimize en son ne okuduğumuzu sordu. Bir öğrenci şöyle cevap verdi: ' Ben kitap okumam!' Laz fıkrası gibi bir şeydi bu yaşanan.

Bizde ki öğrenci durumu bu, öyle Avrupa'daki gibi 'tıkır tıkır' kütüphanede çalışanları mumla aratır, bırak öğrencilerini,  bazı akademisyenler bile öğrencilerin bu hallerine ' rahmet okutacak' durumdadırlar.

Ama Türkiye'de böyle hasbelkader bir yerlere düşmüş 'armut' çoktur.

Sözlerimi toparlarsam, 'vah halime!' diye çok rahat yakınabilirim ama yapmıyorum, bıkkınlık yok mu?

Hem de nasıl ama her gün koşuyorum gene kütüphaneye, her gün okuyorum, yaşamım, nefes alanım, savaşmaya devam etmek lazım...

  • İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemelidir. ( Goethe)


0 yorum :

Stream of Consciousness / Bilinç Akışı


Bilinç akışı karakterin düşünme eylemini olduğu gibi aktarmaya çalışan bir edebi tekniktir, demiş vikipedi. Bir ingiliz dili edebiyatı mezunu olarak ayrıntıya girmek isterim.

Bilinç Akışı tekniği şöyledir ki: karakterin anlatmak istediği iç monologlarla verilir okuyucuya, metnin takibi bu yüzden zordur, karakterin parça parça o an aklına gelen her şeyle alakalı düşüncelerini okursunuz, tabi bunlar öyle rastgele verilmez,aslında hepsi verilmek istenilen düşüncenin parçalarıdır, bilinç akışı sadece kurgusal bir araçtır; "eveeet bir kız vardı, İngilterede taşrada yaşardı.Çok ama çok güzeldi." diye girmez daha ilk sayfada, işinizi zorlaştırır, kafanızı çalıştırır, kısaca stream of consciousness candır.

Şimdi istediğim bilinç akışı yapmak, aklımdan geçen her şeyi yazmak, hiç birinin birbiriyle olan bağlantısını takip etmeye çalışmadan öylesine yazmak...

Coldplay grubu candır, Chris Martin solisti güzeller güzeli bir adamdır, sesi de harikadır, böyle akşamlarda,eylülün ortalarında, camı sonuna kadar açıp, ışığı kapatıp coldplay şarkıları dinlemek de öyle...
Alicia Keys de iyidir, tam loş ortamların sesi bu kadının sesi, çok dumanlı ( o nasıl oluyosa artık ).

Hayvanlarla aram her zaman iyi olmuştur,(Coldplay ve Aliciadan hayvanlara atlamak:S ) kedilerle yakınlaşmak küçük boyutlarda olmalarından kaynaklı daha kolay olduğu için genelde kedilerle vakit geçirirdim, köpekleri kedilerden daha çok severim ama onlarla kaynaşmak daha zor olabiliyor derken geçen aylardan birinde bir sokak köpeğini ilk olarak nasıl sevdiğimi hatırlamıyorum ama bi anda aramızda bir bağ oluştu. Bu arada kediler nankördür diyenlere ithafen; En nankörü insandır canlıların, kedilere nankör demeyi keselim lütfen. Bu bağ her geçen gün gelişti, şimdi beni kıskanan, başka köpeklere dokunmamı sindiremeyen, yanımdan biri geçtiğinde bile beni koruma içgüdüsüyle insanlara havlayan bi köpek haline geldi. Anlayacağınız o ki, bana bayağı bağlandı. Bu bir yandan çok ama çok hoşuma gitse de, bir yandan da bu şehirden gitmek zorunda kalırsam ne yapacağım onsuz diye üzülmeme neden oluyor, o da beni özleyecektir sanırım. Az önce yanından geldim, diğer köpekler de onu beslediğimi bildikleri için ne zaman dışarı çıksam yanımda bitiyorlar, artık marketlerden ne kadar artık et, kemik topladıysak paylaştırıyorum aralarında :) 

İnsanları daha yakından tanıdıkça, onlarla daha fazla vakit geçirdikçe hayvanları daha da çok seviyorum ben. 

Bu ülkenin eğitim sistemi, ÖSYMsi, YÖKü ne kadar özensiz, baştansavma kurumlar yahu, her geçen sene başka bir saçmalıkla karşımıza çıkıyorlar, eğitim sisteminin durumu hakkaten içler acısı, gelecek kuşaklar için üzülüyorum. Bir de hayatında hiç Pringlesın mor paketlisini yemeyenler için...


Aslında bu ülkede kadın olarak yaşamak bile zorlu bir süreç, her an tecavüz edilme korkusu var artık içimde, o kadar çok tecavüz haberi okuyorum ki haberlerde, benim kadar rahat bir kadın şu ülkede 100kadından biridir, ben bile tanımadığım hatta tanıdığım erkeklere evde yalnızken kapı açmamaya karar verdim, polislerin bile kendisinden yardım isteyen küçük kızlara tecavüz ettiklerini varsayarsak çok haksız sayılmam. " Yok canım o kadar da değil." diyemezsiniz yani.

Çok yazık ama, Türkiyede her şeye hakim olan bir parti AKP, Adalet ve Kalkınma partisi, fakat adeletten anladığı 10 tecavüzcüden 8ini serbest bırakmak, belki 9unu. Bazen böyle bir dünyaya çocuk doğurmak ne kadar mantıklı diye düşünmeden edemiyorum. Çocuk doğurmak içinde ehliyet gibi bir şey alınmalı, insanlar sınavlara tabi tutulmalı, cahil, okumamış, çocuk büyütmekten anladığı emzirmek ve altını değiştirmek olan kadınlara bu izin verilmemeli, Belirli bir eğitim seviyesindeki insanlar çoğalsın bence, sadece eğitim seviyesi de değil, insanların ruh sağlığı da çok detaylı incelenmeli bu süreçte, çok fazla şizofren var çevremizde farketmediğimiz, ruh sağlığı çok bozuk insanlar var, onların da çocuk yapmaya hakkı olmamalı, kendileri gibi sağlıksız çocuklar üretmeleri topluma hiç bir katkı sağlamıyor, aksine zararlılar. Eğitim seviyesi çok yüksek, sağlıklı, büyüttükleri çocuklar topluma çok yararlı olacak ebeveyler 1 ya da en fazla 2 çocuk yaparken, nerde cahil cühela, sağlıksız kişiler var onların 6 çocuğu var, sonra kuru gürültü.. Twitter da arada bir gündeme bakıyorum, binlerce genç takipleşme peşinde, zamanını twitterde takipçi arayarak  geçiren çocuğu neden doğurdun ki ? Ne gerek vardı ki ? Boş kalabalık..

Cidden bazen yeni insanlarla tanıştığımda keşke bununla vakit harcayacağıma gidip bi köpek falan sevseydim dediğim zamanlar çok.

Evde bir hayvan olmadığı zaman ev eve benzemiyor arkadaş. Bomboş, çok gereksiz oluyor.

Bu arada çok şanslı bir kız olduğum için çok şanslıyım. Bazen istediğim şeyler birebir gerçekleşiyor. 2 gün önce şöyle güzel bir çeviri işi alsam da biraz çeviri yapsam para kazansam derken, şu an önümde yığılı yaklaşık 300sayfa çeviri var, hepsi bitirmemi bekliyor. Gncttyslgr kaçar, çevirileri bitirip para kazanır, ödenmesi gerek borçlar var tabi :) Bu arada Lana Del Rey - Young and Beautiful tam eylül akşamı şarkısı, balkonda otururken dinlemelik, kahve yudumlarken eşlik etmelik.Şiddetle tavsiye edilir.

Yazının başındaki tablonun sahibi Michael Lang; başarılı bir ressam kendisi.
















0 yorum :

Facebook ve bilgisayar güvenlik rehberi


Facebook hesabınızdan birileri devamlı alakasız reklamlar, bilgiler paylaşıyor. Virüs mü var bilgisayar da ne? Ne yapacağız?

Kökten çözümleri adım adım izleyin:

1. Reklamları kapatın

Hesap Ayarları menüsüne girin.


Soldaki menüden Facebook Reklamları'na tıklayın.


Açılan sayfada ortada bulunan Üçüncü Şahıs Siteleri ve Reklamlar ve Arkadaşlar başlıklarını bulun. Düzenle yazan yere tıklayın.

Seçenekleri Hiç kimse olacak şekilde değiştirin.

2. Uygulamaları kapatın

Kullandığınız tüm facebook uygulamalarını ve oyunlarını kapatın. Kökten çözüm: Facebook Uygulama Platformu'nu kapatmak.

3. Bilgisayara format atın

Eşeği sağlam kazığa bağlayanlardansanız en iyisi bilgisayarınıza format atın.

4. Ubuntu kurun

Windows artık canınızı sıkıyorsa, anti-virüs, güvenlik duvarı, sürücü ve gerekli yazılımları yüklemeye üşeniyorsanız, artık Windows yerine Ubuntu veya başka bir Linux çeşidi/dağıtımı kullanın: http://tr.wikipedia.org/wiki/Ubuntu

Eğer Ubuntu kullanmayıp Windows'a devam edecekseniz de yüklediğiniz yazılımları gözden geçirin, çok gerekli olmayanları yüklemeyin. Ya da açık kaynaklı olanları tercih edin:
  • Video izlemek için: Vlc Player ve SmPlayer
  • Müzik dinlemek için: Audacious (Klasik Winamp tarzı)
  • Ofis uygulamaları için: LibreOffice
  • Tarayıcı olarak: Firefox
  • İlla Chrome isterseniz: SRWare Iron
  • Photoshop yerine: GIMP
  • Torrent indirmek için: qBittorrent
  • CD/DVD yazmak için: InfraRecorder
  • ISO, NRG vd. için sanal sürücü: WinCDEmu
  • Pdf, djvu ve diğer belgeler için: Evince
  • Zip, rar ve sıkıştırma işleri için: 7zip
  • Yazıtipi (font) düzenlemek için: FontForge

5. Ubuntu kuramıyorsanız Firefox kullanın

Ubuntu kuramıyorsanız bile internet tarayıcı olarak mutlaka Firefox kullanın, kaynağını bilmediğiniz hiçbir eklenti yüklemeyin. Firefox'un daha hızlı olmasını istiyorsanız da reklam engelleyici Adblock Plus eklentisini yükleyin.

6. Facebook şifrenizi değiştirin

Artık format attığınıza göre (bilgisayarınızda keylogger tipi zararlı yazılım olması ihtimali azalmıştır) Facebook şifrenizi değiştirin. Google'ın önerilerine uyarak akıllı bir şifre seçin.

Son güncelleme: 7 Eylül 2013

0 yorum :

Doktor raporuna ihtiyaç duyanlaraa

Bu yazıyı doktor raporuna ihtiyaç duyup da, doktor tanıdık bulduk sevinciyle açanlar adına üzgünüm tanıdık ile değil ama belki bir tecrübeyle yolunuza ışık tutabilirim.

Seneee... 2 sene önce. Üniversite son sınıftayım. Sabaha kadar çalıştığım vizeye uyuyakaldığım için gidememişim. Son sene uzatmak istemiyorum ne yapsak hadi rapor alayım dedim. Gittim bir sağlık ocağına, yarım saat bir saat bekledim doktoru nihayet sıra bana geldi hemen girdim içeri o heyecanla kapıyı kapamamışım. Hemen konuya girdim: "Dürüstçe durumumu anlatayım size işte böyle böyle oldu gidemedim sınava rapor verebilir misiniz zor durumdayım." Doktor biraz kızardı biraz bozardı gözler sağ sol yapıyor en sonunda öyle bir sesle başladı ki söze sanırsın halka sesleniş yapıyor. Vay efendim bizim derslerimize zamanında çalışıp son geceye bırakmayıp sonra uyuya kalmayıp vıdı vıdı bıdı bıdı.. doktoru da böyle zor durumlarda bırakmayıp sağlık sistemimize kara lekeler sürdürmek zorunda bırakmamızın vatandaşlık görevi olduğuyla devam edip arkamda bulunan sağlık il müdürünün de yapmaya çalıştığı mükemmel sistemin kurulmasına yardımcı olmamız gerektiği ile biten 5 10 dakikalık bir nutuk sonrası benim arkamı dönüp hiçbir şey olmamış gibi sağlık il müdürüne iyi günler dileyerek koşar adımlar ile sağlık ocağından uzaklaşıp, bildiğim en yakın sağlık ocağına girip doktorla kurduğum diyalog:

BEN: "Çok kötü midemi bozdum yada üşüttüm galiba . İshal oldum habire de kusuyorum."

DR: "Hımm bir muayene edelim."

Stetoskop karnımda geziyor....

DR: "Bağırsak hareketleri oldukça yoğun... Sana bir ilaç yazalım posalı şeyler ye..." vs.

BEN: "Teşekkürler, kaç gün daha sürer bu? Tam vize haftasındayım hatta bugünde vizem vardı"

DR: "İki gün falan.. Sana rapor yazalım"

BEN: " Şey bizim okul 2 gün rapor kabul etmiyor en az 3 olmalı ki telafi sınavına girebileyim. 3 gün yazar mısınız?" (Yüzsüzlüğüme de diyecek yok.)

DR: " Tamam 3 gün olsun."

Ve içimde zafer nidalarıyla ayrılışım...

0 yorum :

Zamanımız kısa mı?


Zaman çok kısa, yapmak istediğimiz çok şeyölörerre rererererörörörörörööö... Geçelim bunları efendiler, aşağıdaki karelere dikkat verelim...



0 yorum :