Ada Vapurundan

Kendiliğinden kızaran yanaklarım var benim. Herhangi bı allığa kimyasala bulanmamış pembeliklerim. Bazen ada vapuruna yetişmek için hızlanan kalp atışında bazen gülümsemeni hayal edişimde kızaran elmacık kemiklerim.

 En mahremimi bile paylaştığım tek dostla yapılan sohbetlerim var mesela. O zamanda gözlerimi kırpıştırıyorum konuşurken. Bazen yalan söyleyecek oluyorum, burnum kaşınıyor kızarıyorum sonra bı sigara yakıyorum, biranın kokusunu içime çekiyorum Bülbül olup şakıyorum. Sarımsak soslu kalamar geliyor sofraya gülümsüyorum mahcubiyetten bır kere daha kızarıyorum. Ama en güzel çakırkeyifken pembeleşiyorum. Şarkılar söyluyorum kendi kendime, nakarattan giriyorum ucunu basını bulamıyorum cümlelerin kahkahayla sonlandırıyorum gülümsüyorum. Kendimden çok çevreme sarıyorum.

 Sanki herkesin derdi benim. Tek basıma çare oluyorum hepsine gururlanıyorum kızarıyorum, devleti bile tek basıma kurtarıyorum kadehin biri bitip öbürü geldiğinde, sövüyorum da sinirlenince tutamıyorum çenemi sonra bi bakıyorum ki  balık lokantasındayım çevremdekilerden utanıp Susuyorum. Ama bı gülümseyince geçiyor hepsi. Sigaranın bitişi ile saati fark edip vapura koşuşuyoruz. Aksam güneşi saclarıma ardından yanaklarıma vuruyor. Vapurun pervanesinden sıçrayan tuzlu su kirpiklerime değiyor.

Acıyorum kollarımı. Gözlerimi kapatıp seni düşünüyorum yüzünü göremiyorum kızıyorum sana. Allığa ihtiyacım yok benim ya da kimyasallaşmaya ben gülümsüyorum pembeleşiyor dünya.


0 yorum :

İki Kule İki Terkediliş ve İmkansız Bir Aşk Hikayesi

            Kız kulesi adını aldığı prensesi koruyamamıştı. Oysa ki kral sadece kuleye güvendiği için ona emanet etmişti kızını. Hatta sadece kızı için yaptırmıştı denizin ortasındaki yakışıklıyı. Bir meyve sepeti bir yılan ve bir hayat...

           Herkes prensesi koruyamadığı için kız kulesine sitem etmiş.
           Dalgalar vurmuş duvarlarına, martılar terk etmiş bir bir, yapayalnız bir başına kalmış suların ortasında ama kimse bilmemiş, hissetmemiş kulenin prensese nasıl aşık olduğunu. Onu o yapanın prenses olduğunu anlaşamamışlar, gelen her sandalda duvarlarına dokunan her kadında prensesini aramış, bulamamış. Çünkü prensesi ölmüş ve bu aşk hiç bitmeyecek bir hikaye olarak kalmış.

              Çok uzakta değil, hemen Haliç'in yanı başında bir aşk filizlenmeye başlamış. Galata ve Hezarfen'in aşkı. Sanmayın ki iki taraflıymış bu sevgi, kızımız yine tek başına sevdi. Korkmuş söyleyememiş aşkını. Elinden uçup gitmesinden korkmuş Hezarfen'in.  Oysa ki Hezarfen'in her gelişinde daha ihtişamlı daha güzel ve bir o kadar sessiz olurmuş kule. Martıları göndermiş, güneşi söndürmüş dalgaları hafifletmiş.. Öyle büyükmüş ki aşkı İstanbul saygıyla önünde eğilirmiş. Herkes fark etmiş bu aşkı da Hezarfen anlaşamamış belki de anlamak istememiştir kim bilir? Ziyaretçileri kabul etmez olmuş kule çevresinde hep bahar denizinde hep mavilik varmış.
              Ama yetmemiş, melek sandığı Hezarfen'i kanatlarını takmış ve dönmemek üzere uçmuş kulesinden. Arkasına bile bakmamış hiç düşünmemiş bensiz ne olur diye. üzülür mü? Ağlar mı? söner mi ışıkları diye düşünmemiş hiç. Gitmiş ve dönmemiş.


              Günler ayları, aylar yılları kovalamış her iki kulede beklemeye dalmış. Mevsimler birbirini kovalamış, kışlar sert geçmiş. Kız kulesine dalgalar vurmuş, çok acı vermiş. Galata'nın ise gerçek hikayesini bilenler ellerinde biralarıyla eşlik etmişler hanımefendiye. Dilsiz aşkını anlamış onu yalnız bırakmamışlar. Kaç dolunay kaç gök gürültüsü atlatmış ama bir daha çiçekler açmamış eteklerinde.

                  Bahar değil kara kışın ortasında kulağına bir yalnızlık çalınmış. Rüzgar Kız kulesinin hikayesini Galata'ya anlatmış, balıklar Galata'nın güzelliğini yakışıklıya fısıldamış. Çünkü ikiside anlamışlar, birbirlerine ulaşamazlar ama daha fazla da uzaklaşamazlar. Bir bakışla sevmişler birbirlerini martılar yoldaşlık etmiş, rüzgar Kız Kulesi'nin yosun kokusunu ulaştırmış Galata ise bir öpücük yollamış.

                Birbirini hiç terk etmeden bir aşk yaşanır İstanbul'da hiç bir zaman kavuşamayacağını bilerek ve asla pes etmeyerek.

          Şimdi ve sonra ne zaman İstanbul'da gök gürlese bir isyan yaşanır kavuşamamanın acısıyla Kız Kulesi'nden Galata'ya.

0 yorum :

Kulenin Hezarfen' e Aşkı..

Üç yıl sonra ilk kez yalnızım.
Galata'dayım.
 Kulenin hemen dibinde. Ahşap masa ve sandalyeler eşliğinde yudumluyorum bu soğuk İstanbul akşamını.

Gün içinde pek mümkün görünmüyordu benim için biraz kafayı dinlemek, yalnız kalmak ve içime dönmek. Bir tarafımda taze patlamış mısır kokusu bir yanımda ise yan masada dedikodu yapan kızların çirkin parfüm kokusu ve tam karşımda gözlerimi kaldırıp havaya baktığımda Galata, ay ve martılar...

Çayım geldi ince belli bardağımda.
Tadı acı belli ki öğleden kalma, lüks kafelerin ya da mekanların çaylarına benzemiyor tomurcuk yok içinde ama bir huzur var. Aldığım her yudumda beni kendime getiren, özüme döndüren tek başıma mutlu olmayı bilen Belma yapıyor beni.

Kimseye itiraf edemediğim, ifade edemediğim hep içimde bir yerde üstüne duman örttüğüm biraz kalamar biraz  bira döktüğüm hatıralar kirpiklerimde şimdi.

Neyin arkasına saklandım böyle?
Kimden neyden saklandım?
Çığlık atmaktan mı korktum?
Ya da elime ne gelirse fırlatmaktan mı?
Kitaplarımı yakmaktan mı korktum?
 Kim korkuttu beni?

Birisi de çıksın desin ki:
"Sen böyle değildin. Ne oldu?"
Ya da her şeyi unut toparlanırız birlikte diyen olmadığından mı böyle oldum?
Neydim ki ne oldum?

İnsanlar kuleden aşağıya bakıyorlar. Fotoğraf çektiriyorlar, anı işte. Hiç dipten yukarı bakmışlar mıdır acaba? Hezarfen'nin onu terk ettiğinden beri Galata'nın ne kadar yalnız, bir başına olduğunu fark etmişler midir? Belli ki kimse söylememiş bu güzelliğe artık beklediğinin gelmeyeceğini.
Gelen her misafirde sen de onu mu arıyorsun? Seni sen yapanı, kendini özel hissettireni sana gülümseyeni mi arıyor gözlerin? Herkes bunun arayışı içinde ama kimse farkında değil.

Kimse senin yalnız, mutsuz ve bir başına olduğunun farkında değil. Belki öğrenirsen yıkılır duvarların, ışıkların söner, martılar bir bir terk eder seni.
Herkesin seni korumaya çalışması bundandır kim bilebilir?

Ben biliyorum giden gelmiyor gelse de eskisi gibi asla olmuyor.
Ya yeniden başlayacaksın ya da Galata'nın güzelliği altında saklanacaksın!

0 yorum :

Bu Bir İtiraf Notudur.

Her zaman olduğumdan bir fazlası olmak istedim. Mesela saat yedide uyanıyorsam altıda uyanıp spor yapmayı, domatesi ve zeytini bol kahvaltılar hazırlamayı istedim

Hiç bir zaman elimdekilerle yetinmedim. Kimisi bunu olumlu bir özellik olarak değerlendirse bile ben he zaman zararını gördüm. Mesela Türk kahvesi; kendine öz fincanı var. Ben onunla yetinmedim, tanıdı çıkartamadım, keyfini sürmedim, süremedim. Gittim ve kendime bir kupa Türk kahvesi yaptım. Mutlu oldum mu? Evet. Uzun süre mutlu oldum ama bitti.

Mesela Gazi'den lisans mezunuyum. Yetinmedim ALES'e girdim. Maalesef sadece seksen alabildim. Yetindim mi? Hayır. Sadece bir üniversite ve bir bölüme başvurdum ama sınavına girmedim. Puanımı yetersiz buldum bir sonraki yıla erteledim.

Bir isim vardı, öğretmenlik yapıyordum. öğrencilerim çok seviyorum sonra bir teklif geldi iki işi birden yapmaya başladım. Şimdi hem öğretmenim hem de asistan. Düzenim gayet iyiydi. Hafta sonları öğretmendim hafta içi asistandım, maalesef yetinemedim. Akşam grubu aldım şimdi bir sınıfım daha var ve onları da çok seviyorum. Ayrıca İnsanlara F klavye öğretmek ve hızlandıkça mutlu olduklarını görmek gerçekten güzel.

Aslında hep mi böyleydim sonradan mı oldu, nasıl oldu bilmiyorum. Bir erkek arkadaşım var. Onu çikolatadan bile çok seviyorum. Ama ananas mı erkek arkadaş mı diye sorsalar bir düşünürüm. İkisi de aynı sanırım. Neyse Ananas güzeldir. Beni çok seviyor bundan eminim. Beni kendimden bile çok düşünüyor. Maddi manevi her zaman yanımda. Bana daha önce yaşamadığım mutlulukları gülmeceli anları yaşatıyor. Birlikte Eskişehir'i bisikletle gezdik. Sırf ben istiyorum diye hayır demedi bisiklet ile kocaman şehri dolaşmaya. Askerde olmasına rağmen bana sürprizler yapabiliyor. Ama olmayınca olmuyor hep bir fazlasını istiyorum. İki günde bir arıyorsa her gün arasın istiyorum. Elimi hiç bırakmasın hep benimle olsun istiyorum.

Annem ben çocukken kızardı bana " Ne doyumsuz insansın sen kime çektin bilmem ki, sevgimi yetiremedim sana, senin eline düşenin vay haline" diye.

Şimdi elime düşene mi yazık? Bana mı yazık?
olumlu yönleri mutlaka vardır bu bir fazlasını istemenin. Ama istemekle olmuyor bazen çünkü ben tembel bir insanım, sonuçta hareket olmayınca istemek tek başına işe yaramıyor.

itiraf ediyorum. Bu halimden bende mutlu değilim. Hem her şeyi erteleme hem de fazlasını isteme huyum var. Sanırım kendime yeni bir ben lazım.

0 yorum :