Ana içeriğe atla

Kayıtlar

şiir etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Aslı arası bir sarma ve İngiltere

aslı arası bir sarma mı sadece? o sarma zeytinyağı parlıyor, içi kimbilir nasıl baharlı, ince uzun sarılmış o sarma... orada börekler var, karpuzlar, zeytinler var, salatalar , turşular... tanıdık su bardakları, örtüler, özel günlerde kıyılan servis tabakları var...

İnsanı hapseden bazen kendisi...

insanı hapseden bazen kendisi... üzerindeki "kendi" elbisenle kendini "kör" ediyorsun. aynı zamanda şuh, çekici, sadece bir parça kumaş var üstünde. hani bıraksan özgür gibi. ve renkli de aslında seni kapatan kumaş, biraz mavi , ilk bakışta "güzel" bile gösteriyor seni. ama gösterdiği şey sen misin, gördüğümüz sen misin, yoksa renkli bir kumaş mı? gözlerini göremiyoruz ki, nasıl bileceğiz seni?

Tek Başınalık

Ben tek başına ne yapabilirim Diye düşündü biri Ve hiçbir şey yapmamaya karar verdi Ben tek başına ne yapabilirim Diye düşündü bir öteki Ve yalnızlığının kuytuluğuna çekildi Ben tek başına ne yapabilirim Diye düşündü bir üçüncü Ve tek başına düşünmeyi sürdürdü Ben tek başına ne yapabilirim Diye düşündü yüz binler Ve tek başınalıklarını sürdürdüler Ben tek başına ne yapabilirim Diye düşündü milyonlar Milyonlarcaydılar Ve tek başınaydılar Bu arada birileri Onlar adına Karar vermekteydi Tek başına olduklarını sananlar Topluca ortadan kaldırıldılar. Ataol BEHRAMOĞLU

"Nazım Hikmet vatandaşlık için 'bizzat' başvurmalı"

Tarihten kareler... Bu yaşadıklarımızı unutmayalım: İçişleri Bakanı, Nâzım'a yeniden Türk vatandaşlığı verilmesi için bizzat müracaat gerektiğini söyledi. TBMM İçişleri Komisyonu'nda Vatandaşlık Kanunu tasarısı görüşülürken, şair Nâzım Hikmet'e yeniden Türk vatandaşlığı verilmesi konusunda ilginç bir tartışma yaşandı. Komisyon, Vatandaşlık Kanun Tasarısı'nı alt komisyona sevk etti. Aksu (dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ), Türk vatandaşının yabancı bir devlet vatandaşlığına geçmek için önceden izin alması uygulamasına son verildiğini söyledi.

Buğdayın acıya mesafesi

"Hollanda'ya gittiğimde, orada Van Gogh'un sarılarının kaynağını bulmuş ve daha çok sevmeye başlamıştım Van Gogh'un sarılarını (...) Âşık Veysel'in sesinde de Doğu Anadolu toprağının rengi, köy evlerinin içinden geçen arklar, yüzükoyun yatarak su içen delikanlılar, genç kızlar vardı. Ahmed Arif'in şiirinde de, şiirini yaparken kullandığı araçlarda da, anlattığı yerlerin, yapıtına koyduğu hayatın çok tutarlı bir bileşkesini görüyorum. Cesareti söylüyor Ahmed Arif. Yiğitliği. Bir pınar gibi, bir yeraltı suyu gibi, bir tipi gibi. 'Dostuna yarasını gösterir gibi' Yücelerde yıllanmış katar katar karın içinde yürüyor yalnayak ve ayakları yanarak." Cemal Süreya diyor bunları Hasretinden Prangalar Eskittim'in önsözünde. 69'da ise Papirüs'te yazının tamamı yer alıyor. Hasretinden Prangalar Eskittim'i okuya okuya eskiten de, dostuna yarasını gösterir gibi, Ahmed Arif'i bir de Cemal Süreya'nın kaleminden okumak. Önsözde Ahmed Arif'...

Koçero - Vatan Şiiri - Hasan Hüseyin Korkmazgil

keklik serer palazını tenhâ kayalıklara                         uçurur korkusunu kara diken savurur tohumunu                   kurtulur korkusundan orda bir dağ orda bir taş       bir pınar dağ ardında taş ardında pınarlı bir kara mavzer        bıyıkları kartallıda               başı yağlıklı        durur dimdik        bakar dimdik        bakar barışlı          bir güvercin pır pır eder ucunda namlusunun        "tutam yâr elinden tutam           ...

Mutlu olma şansı - Yılmaz Güney

Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili, biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz acısını acımız yaptık çünkü. Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın göz yaşı bile içimizi parçaladı. Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk... Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı. Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili... Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak. Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım. Yaşamak ne güzeldir be sevgili... Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek... Ve o vaz geçilmez sancılarını duyarak hayatın... Yılmaz Güney Bir sevdiğim gönderdi, paylaşmak istedim. Gerçi o Nazım Hikmet'ten diye göndermiş ama doğrusu Yılmaz Güney'miş.

Ömer Hayyam için, bir kadeh daha için!

Ömer Hayyam'dan konu açılmıştı. Dörtlükler havada uçuşurken insanın diline de bir şeyler oluyordu. Başladım ben de dile gelmeye, paylaşmadan da edemedim sizinle. Ömer Hayyam'a ithaf edelim, o geceden aşka ve ölüme dair dörtlükler dinleyelim: Ömer Hayyam'dan söyledi bana, benim söylediğim gibi ona: Sevgili bir başka güzelsin bugün Ay gibisin pırıl pırıl gülüşün. Güzeller bayram günleri süslenir, Seninse bayramları süsler yüzün. Ardından da ekledi yine Ömer Hayyam'dan: Yaşamanın sırlarını bileydin Ölümün sırlarını da çözerdin Bugün aklın var bir şey bildiğin yok Yarın akılsız neyi bileceksin? İçimden geldi benim de, cevapladım Hayyam'ı ve onu kendimce: Bir şey bilmiyorum tek bildiğim bu Aklım var görüyorum sonunu Sen düşüne taşına akıl erdiremeyeceksen Ciddiye almana ne gerek var bu oyunu Hoşuna gitti herhalde cevabım, zannetti Hayyam'dan yazdım, oysa benim sözlerimdi onlar. -Neyse ki öğrendi çok sonradan.- O da çevirdi dilini gönlüne ve dedi Ömer Hayyam'dan: ...

Kitabe-i Seng-i Mezar

I Hiçbir şeyden çekmedi dünyada Nasırdan çektiği kadar; Hattâ çirkin yaratıldığından bile O kadar müteessir değildi; Kundurası vurmadığı zamanlarda Anmazdı ama Allahın adını, Günahkâr da sayılmazdı. Yazık oldu Süleyman Efendi’ye. (Nisan1938/İnsan. 1.10.1938) II Mesele falan değildi öyle, To be or not to be kendisi için; Bir akşam uyudu; Uyanmayıverdi. Aldılar, götürdüler. Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü. Duyarlarsa öldüğünü alacaklılar Haklarını helâl ederler elbet. Alacağına gelince... Alacağı yoktu zaten rahmetlinin. (Ocak 1940/Varlık, 15,3.1940) III Tüfeğini deppoya koydular, Esvabını başkasına verdiler. Artık ne torbasında ekmek kırıntısı, Ne matrasında dudaklarının izi; Öyle bir rûzigâr ki, Kendi gitti, İsmi bile kalmadı yadigar. Yalnız şu beyit kaldı, Kahve ocağında, el yazısıyla: “Ölüm Allahın emri, Ayrılık olmasaydı.” (Eylül1941/İnsan, 1.8.1943) Orhan Veli Kanık Diyorum ki böyle güzel insanlar da yaşamış bir zamanlar...

Küçük Oğlum Soruyor (*)

Küçük oğlum soruyor bana: Matematiği öğreneyim mi? Şöyle cevaplamak geliyor içimden: Ne diye! İki parça ekmeğin tek parçadan fazla olduğunu Okumadan da anlayabilirsin sen. Küçük oğlum soruyor bana: Fransızca öğreneyim mi? Şöyle cevaplamak geliyor içimden: Ne diye! Bu ülke çökmek üzere. Sen karnını oğuştur elinle, biraz da inle Onlar anlarlar derdini. Küçük oğlum soruyor bana: Tarih öğreneyim mi? Şöyle cevaplamak geliyor içimden: Ne diye! Başını toprağın altına sokmayı öğren Böylece hayatta kalırsın belki. Ve sonra: Evet öğren -diyorum- matematiği. Öğren Fransızcayı, öğren tarihi! Bertolt BRECHT Çeviri: Hasan KURUYAZICI (*) "1940" isimli şiirin altıncı bölümü

Roma'ya Doğru Haykırış

(Chrysler Building'in üst katından) Binalar binalar usulca yaralanmış Güneşten kılıçlarla inceden Mercan bir elle çekiştirilip örselenmiş bulutlar, Alevden bir çekirdeğin ağırlığını tadan bir elle, Camgözleri andıran arsenik balıkları Camgöz balıkları, gözyaşı damlacıkları gibi, bir artışı kökleştirmek için, Ve yaralayan güller, Kan borularına oturmuş iğneler Düşman dünyalar ve şiirle örtük aşklar Hepsi de üstüne yıkılacak senin hepsi de, büyük kubbenin üstüne Görüyorum -bir adam göz kamaştırıcı bir güvercinin üstüne işiyor- Binlerce çanla çevrili kubbe. Çünkü hiç kimse kalmadı ekmeği, şarabı bölüşecek Hiç kimse ölümün ağzında ot yetiştirecek Hiç kimse dinlenmenin dokusunu liflerine ayıracak Hiç kimse fillerin yaralarına gözyaşı dökecek Sadece bir milyon demirci vardı sadece Geleceğin çocukları için zincirler döğen Bir mi...

Tahterevalli

iyice görüyorum artık düzeni. orada, bir avuç insan oturuyor yukarıda, aşağıda da bir çok kişi. ve bağırıyor yukardakiler aşağıya: "çıkın buraya gelin ki, hepimiz olalım yukarıda." ama iyice gözlediğinde görüyorsun, neyin saklı olduğunu yukardakilerle, aşağıdakiler arasında. bir yol gibi gözüküyor ilk bakışta. yol değil ama. bir tahta bu. ve şimdi görüyorsun açıkça; bu bir tahterevalli tahtası. bütün düzen bir tahterevalli aslında. iki ucu birbirine bağımlı. yukardakiler durabiliyorlar orada, sırf ötekiler durduğundan aşağıda ve ancak; aşağıdakiler, aşağıda oturduğu sürece kalabilirler orada. yukarıda olamazlar çünkü, ötekiler yerlerini bırakıp çıksalar yukarı. bu yüzden isterler ki; aşağıdakiler sonsuza dek hep orada kalsınlar. çıkmasınlar yukarı. bir de, aşağıda daha çok insan olmalı yukardakilerden. yoksa durmaz tahterevalli. tahterevalli. evet, bütün düzen bir tahterevalli. Bertolt Brecht