Ana içeriğe atla

Kayıtlar

kişiler etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Babalar var

Maman dit "travailler c'est bien" Bien mieux qu'être mal accompagné Pas vrai ? Où est ton papa ? Dis-moi où est ton papa ? Sans même devoir lui parler Il sait ce qui ne va pas Ah sacré papa Dis-moi où es-tu caché ? ... * Papaoutai , babasını isteyen (özleyen demiyorum, isteyen) bir çocuğun yakarışları. Neredeydi ki babası? Herkes çocuk yapmasını bilirdi, peki "baba" nasıl yapılırdı? * Görece yeni baba olmuş bir arkadaşım izletmişti bu klibi işteyken. Kendisini tanısanız, her şey ve hiçbir şey hakkında oturup saatlerce sohbet edebilirsiniz. Ankara'yı sevme sebeplerinden biridir kendisi, böyle güzel insanları barındırdığı için. Burada ondan bahsetmesem sızızlardı içim. "-ızızlamak", "eti süzdürüp gelmek", "makro ve mikro ekonomi", "arz talep ve insanlık dengesi"... işte bunlar hep önemli şeyler hayatta. Güleç bir baba, derin bir dost, iyi ki varsın O .

Brenna Mac Crimmon

Brenna Mac Crimmon, Kanada'dan gelip türkü söylemek için Türkçe öğrenen biriymiş. Genelde Balkanlar ve Trakya taraflarından türküler söylüyor. Kulak Misafiri isimli solo bir albümü daha varmış... Ayrıca Muammer Ketencoğlu'nun diye bildiğim Ayde Mori albümünde kendisi de çalışmış. Özellikle dokuz sekizlik eşliğinde göbek atmak isteyenler kaçırmasın :))) Dinlemek için: http://www.myspace.com/brennamaccrimmon Daha uzun bir hikayesi için: http://www.kalan.com/tr/sanatclar-albumler/sanatci-tanitim/tum-sanatcilar/634-brenna-mac-crimmon.html

Odun sobalı kışlık araba

'Yurdum insanı' manzaralarından biri. Önce Karadenizli bir amca zannettim. Malum, tahtadan araba yapmış Karadenizli bir usta var. Neden odun sobalı araba yapan olmasın? Ama saç kesimine bakınca yok dedim, bu kim, burası neresi diye araştırdım. Dayı İsviçreliymiş. Yetkililerden gerekli izni alan Pascal Prokop, 1990 model Volvo'suna bildiğimiz odun sobası takmış/taktırmış. Karların arasından dumanı tüte tüte gidiyor. Böylesine az rastlanır diyerek paylaşayım dedim, bu da videosu:

Talih kuşu ishal olursa

Tarihten kareler...  İlk nerede okuduğumu hatırlamıyorum. Şaka zannetmiştim. Ciddi haber sitelerinde de ismini okuyunca gerçekliğine inandım. Azrail kapıyı 7 kere çaldı Uçaktan düşmek dahil 7 korkunç kaza geçirip tam 7 kez ölümü atlatan Hırvat Selak, talihine son çalımı, kollu kumar makinelerinden 1.5 trilyon kazanarak attı Ölümden yedi defa şans eseri kurtulunca ülkesinde dünyanın en şanslı adamı olarak anılmaya başlanan 74 yaşındaki bir Hırvat, son olarak 'jackpot'tan yaklaşık 1.5 trilyon lira kazanarak, bu unvanı hak ettiğini kanıtladı. Son 40 yıldır ilk defa talih oyunu oynadığını söyleyen Frane Selak 'ın başına gelenler, kazandığı ikramiyeyi gölgede bırakacak kadar hayret verici. Selak'ın yüzüne şans ilk 1962'de güldü. İçinde bulunduğu tren raydan çıkıp buzla kaplı nehre uçtu. Selak, 17 kişinin öldüğü kazayı kırık bir kol ve ufak tefek yaralarla atlatmayı başardı.

Beyinle ilgili yaygın inançlar ne kadar doğru?

İnsan beyni bildiğimiz evrendeki en karmaşık varlık. Bilim adamlarının onca çalışmalarına rağmen iki kulağımız arasına sıkışmış 1,5 kilogram ağırlığındaki bu kıvrım kıvrım organ, hala birçok sır taşıyor içinde. İşte beynimiz hakkında çok yaygın olan kimi efsaneler ve bazı bilgiler: 'Beynimizin yalnızca yüzde 10'unu kullanıyoruz' Öteden beri beynimizin sadece yüzde 10'luk bölümünü kullandığımız söylenir. Ve geride kalan, kullanılmayan yüzde 90'lık kapasiteyle neler yapılabileceği merak edilir. Ama beyin MRI'ları teknolojisinde atılan adımlar, bu yaygın kanının efsane olduğunu ortaya koydu. Londra Üniversitesi Kognitif Bilim Enstitüsü'nden Prof. Sophie Scott, "yapılan işlevsel beyin görüntülemeleri, beyinde herhangi bir şekilde faaliyete geçmeyen pek az nokta olduğunu gösterdi bize." diyor.

"Nazım Hikmet vatandaşlık için 'bizzat' başvurmalı"

Tarihten kareler... Bu yaşadıklarımızı unutmayalım: İçişleri Bakanı, Nâzım'a yeniden Türk vatandaşlığı verilmesi için bizzat müracaat gerektiğini söyledi. TBMM İçişleri Komisyonu'nda Vatandaşlık Kanunu tasarısı görüşülürken, şair Nâzım Hikmet'e yeniden Türk vatandaşlığı verilmesi konusunda ilginç bir tartışma yaşandı. Komisyon, Vatandaşlık Kanun Tasarısı'nı alt komisyona sevk etti. Aksu (dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ), Türk vatandaşının yabancı bir devlet vatandaşlığına geçmek için önceden izin alması uygulamasına son verildiğini söyledi.

Avatar'ın ideolojisi: Okunası bir eleştiri

Üzerine kafa yorulmuş bir yorum olması dolayısıyla dikkate değer bulduğum, okunası bir eleştiri, değerlendirmesi size kalmış... Kimisi yere göğe sığdıramıyor, kimisi “klişelerle dolu” diye eleştiriyor... Avatar’ın, en azından üç boyutlu görselliği ve müthiş gişe başarısıyla şimdiden sinema tarihine geçtiği bir gerçek. Bense filmin ticari veya estetik başarılarından çok, içeriğiyle ilgiliyim. Acaba hakikaten, mesela Taha Akyol ’un dediği gibi, “Sömürgeciliğe yöneltilmiş muhteşem bir insani eleştiri” mi bu film? Yoksa tam aksine, Batı merkezli, tüketimci, kapitalist, militarist, erkek egemen, beyaz ideolojinin yeniden üretimine “şık” bir katkı mı?

Deveyle 22 yıl seyahat

Develi seyyah Goran Deveyle İpek Yolu güzergâhını kat eden Goran Kırklareli'nde. En büyük arzusu şu an konakladığı Tabyalar'ın kervansaray olması. Kırklareli’nin bugünlerde çok ilginç bir misafiri var. Devesinin arkasına bağladığı bir römork, römorkun içinde de onlarca hayvan... Keçi, kedi, köpek, hindi, tavuk ve eşek, ne ararsanız! İran’dan geliyor. Türkiye’deki son durağı ülkenin en batısındaki bu kent. Balkan Savaşları sırasında yapılan tabyalar, onun geçici evi olmuş. Arabasını tabyaların önüne bağlayan Goran’a sorulabilecek en anlamsız soruyu sormuşuz meğer! “Kimsin, nerelisin, nereden geliyor ve nereye gidiyorsun?” Bu soruya yine bildik bir şekilde cevap veriyor: “Dünyalıyım, yol kenarları mekânım. Nereden geldiğimi biliyorum ama nereye gideceğimi bilmiyorum...” Goran, 30 yıldır göçebe aslında. Daha doğrusu seyyah. İpek Yolu güzergâhını 30 yıldır dolaşıyor. İlk sekiz yılını motosikletle yapmış. Sonra ise develerle yoluna devam etmiş. 22 yılda iki deve değiştirmi...

Caro Emerald - Back It Up: Çok mu tatlı ne? ;]

Kuzenim paylaşmış, şu an sanırım dokuzuncu dinleyişim, hâlâ bıkamadım. Caro Emerald 1981 Hollanda doğumlu bir jazz sanatçısıymış. İlk albümü Deleted Scenes from the Cutting Room Floor , Hollanda'da 30 hafta liste başı kalarak ülke rekorunu kırmış. Önceki rekor ise 29 haftayla Michael Jackson'ın Thriller'ıymış... Emilíana Torrini ablamız kadar olmasa da (Jungle Drum'la ilgili yazıncak , bu arada itiraf ediyorum; bahsi geçen yazıdaki maile otomatik yanıt verdirten arkadaş da benim aynı zamanda. Kişisel sebeplerden öyle yazmıştım o vakit...) ilk dinleyişte kalpten vurma konusunda çok çok başarılı. Görsel yönünü de siz keşfedin artık:

Koçero - Vatan Şiiri - Hasan Hüseyin Korkmazgil

keklik serer palazını tenhâ kayalıklara                         uçurur korkusunu kara diken savurur tohumunu                   kurtulur korkusundan orda bir dağ orda bir taş       bir pınar dağ ardında taş ardında pınarlı bir kara mavzer        bıyıkları kartallıda               başı yağlıklı        durur dimdik        bakar dimdik        bakar barışlı          bir güvercin pır pır eder ucunda namlusunun        "tutam yâr elinden tutam           ...

Bruno Amadio: Ağlayan çocuk efsanesinin ressamı bulundu!

Evreka dedim ve yerimden zıpladım. Neden Google'a bakmamıştım ki? "Ağlayan çocuk" ve "Ağlayan çocuk ressamı" yazmalıydım arama çubuğuna. Trt 2'de belleğimize kazınan güler yüzlü Bob Ross çıkmayacağı kesindi. Çünkü: 1) Resim sevinci değil, daha çok bunalımı vardı. 2) Kırmızı boyayla Ross imzası yoktu. 3) Yıllardır öylece kalakalmış yaşlı, sevimli ve kocaman bir ağaç ve arkadaşları yoktu. 4) En önemlisi sırtlarını birbirlerine dayamış ve güneşten gelen ışınları titanyum beyazı ve vandayk kahverengisiyle yansıtan sıradağlarımız yoktu... Peki ama kimdi? Önceki yazımda belirttiğim gibi bu resim benim için hep bir gardrop efsanesiydi... İtalyan asıllı Bruno Amadio (1911-1981) daha çok Giovanni Bragolin, Franchot Seville ve J. Bragolin olarak bilinirmiş. Venedik'te yaşayan eğitim almış bir ressammış. 1950'lerde çeşitli ağlayan çocuk resimleri yapmış. Brogoli imzalı 27 resim mevcutmuş. 1970'lerde Padova 'da sağ bulunmuş. İddialara göre İç Savaş...

Ömer Hayyam için, bir kadeh daha için!

Ömer Hayyam'dan konu açılmıştı. Dörtlükler havada uçuşurken insanın diline de bir şeyler oluyordu. Başladım ben de dile gelmeye, paylaşmadan da edemedim sizinle. Ömer Hayyam'a ithaf edelim, o geceden aşka ve ölüme dair dörtlükler dinleyelim: Ömer Hayyam'dan söyledi bana, benim söylediğim gibi ona: Sevgili bir başka güzelsin bugün Ay gibisin pırıl pırıl gülüşün. Güzeller bayram günleri süslenir, Seninse bayramları süsler yüzün. Ardından da ekledi yine Ömer Hayyam'dan: Yaşamanın sırlarını bileydin Ölümün sırlarını da çözerdin Bugün aklın var bir şey bildiğin yok Yarın akılsız neyi bileceksin? İçimden geldi benim de, cevapladım Hayyam'ı ve onu kendimce: Bir şey bilmiyorum tek bildiğim bu Aklım var görüyorum sonunu Sen düşüne taşına akıl erdiremeyeceksen Ciddiye almana ne gerek var bu oyunu Hoşuna gitti herhalde cevabım, zannetti Hayyam'dan yazdım, oysa benim sözlerimdi onlar. -Neyse ki öğrendi çok sonradan.- O da çevirdi dilini gönlüne ve dedi Ömer Hayyam'dan: ...

Arash - Pure Love - Beklenmedik Misafir

Birkaç aydır alt üst yan artık hangi komşumuzsa birileri, bu şarkıyı çalıyordu gece gündüz. En az 20 kere dinlemişimdir. La la la la diye şarkı sözlerini duyuyordum sadece. Ses çok boğuk geliyordu ve İngilizce mi Arapça mı yoksa İspanyolca mı anlayamıyordum. Çok dinleyince meraklanıyor insan. Spanish song 2009 la la la la filan diye arattım hatta. Bir iki saat kaybettim sırf meraktan. Yeni yaz şarkılarından filandır diye düşündüm, boşverdim sonra. Tesadüf işte, bir akrabamda şarkıyı duyunca şok oldum; camı açık vaziyette pişen odam ve işkence gibi gelen la la la la sesleri geldi aklıma. Kimin olduğunu öğrendim sonunda. Meğer esas kişi erkek sesinin sahibiymiş: Arash. La la diyen ablamız da Helena Josefsson 'muş. Tatlı birine benziyor. Emiliana Torrini 'den sonra tatlılığı tartışılır tabii:). Velhasıl şarkı sanırım İngilizce ve Farsça karışık: Pure Love - Masum Aşk This Was Just Meant To Be -Kaderimiz böyleymiş You Are Coming Back To Me -Bana geri dönüyorsun 'Cause, This Is ...

Emilíana Torrini - Jungle Drum - Otomatik yanıt mı?

Geçen gün arkadaşıma attığım bir maile otomatik yanıt geldi. Cevaba çok güldüm, paylaşayım istedim. Aynen aktarıyorum: Bu, Google'ın tozlu bilgisayarlarından gönderilen otomatik bir yanıttır. Buradaki bilgisayarlar inanın çok sıkılıyor. Sıcak, çok sıcak. Ayrıca gürültülü. Her yerde kablolar, örümcek ağları ve loglar... Unutmadan, bu mail hesabı 30 gün içinde yok edilecektir. Tüm loglarıyla birlikte harddisklerin tozlu sector'lerine gönderilecektir. Bizi programlayan yazılımcılar derlerdi ki: #include< stdio.h > #include <love.h> void main() { fflush(stdin); printf(" Hey, I'm in love My fingers keep on clicking to the beating of my heart Hey, I can't stop my feet Ebony and ivory and dancing in the street Hey, it's 'cause of you The world is in a crazy hazy hue My heart is beating like a jungle drum My heart is beating like a jungle drum My heart is beating like a jungle drum Man, you got me burning I'm the moment between the striking and the ...

Harika dünya: Elimizin gölgesi ne kadar ilginç olabilir?

Raymond Crowe, kendi deyimiyle Avustralya'daki tek "unusualist". Nasıl çevirmeli bu meslek ismini? Olağandışıcı? Belki. Her neyse, o bir gölge ustası, sihirbaz ve oyuncu aslında. Aşağıdaki video da onun sahne performanslarından biri. Caesars Palace (Las Vegas)'da NBC'nin "WORLDS GREATEST MAGIC" başlıklı programında sahnelendi. Müzik ise Louis Armstrong ait Wonderful World. İyi seyirler. Raymond Crowe'un resmi sitesi için: http://www.raymondcrowe.com

Yeşim Ustaoğlu: "Sanatçı dediğin buram buram muhalefet kokmalı"

Yönetmen Ustaoğlu, "Sanatçı dünyanın neresinde olursa olsun, hangi şartlarda yaşarsa yaşasın muhalif tavrını sürdürmeli" diyor ve kendisinin bu tavrı sürdürmeye çalıştığını söylüyor. "Yaşananlara daha geniş çerçeveden bakmak ve sorunlara sanatçı olarak katkı sunmak zorundayız." Mimarlık alanında eğitim aldınız ve sonrasında kısa filmlerle sinemaya başladınız, sonra nasıl gelişti bu süreç? Sinema birdenbire olmadı aslında. Bir şekilde onunla büyüyorsunuz; hayal ederek, düşünerek, taşınarak, okuyarak, vardığınız yer büyüme, çocukluk döneminde hayatınızda bu oluyor. Sinemacı olmak hayaliniz miydi çocukluğunuzda? Sadece sinema yapmayı düşünerek büyümedim ama şunu hatırlıyorum, film dinleyerek büyüdüm ben mesela. Babaannem filmler anlatırdı, sinemaya çok gidilirdi. Televizyon izlendiği zaman yetmişli yıllarda, Sovyet Rusya televizyonundan filmler izlerdik ve ben hep yeniden kurardım kafamda o hikâyeleri. Hayal kuran, düşünen, taşınan bir çocuktum ve sonra bir gün...

Eric M. Gustafson - Şahit olmadığınız şeyler

"Hopefully without sounding too arrogant or pretentious, I made this to introduce other people to something they may have never seen before. Ambiguously emotive scenes lacking a subject. Perspectives that escape the norm. Unique, fleeting urban moments. Not all are great, nor even good (especially those early years), simply photographs or pieces of photographs I've taken and am compelled to share with you. In a "modern" world where we are all exposed to so many propositions and offerings for services and generally uninspiring shit, this site is meant to be viewed with none of that in mind. See in it what you want to see, and get out of it what you find to be interesting or special to you. [way too close!] Everything found here was taken and created by myself, Eric Gustafson. I currently call Austin home, and have lived throughout the United States (to include Seattle, Florida, Indiana, Virginia & Texas) during my lifetime. I currently have a 9-6 as a graphic/inte...

Arto Tunçboyacıyan: Benim dinim doğa, ırkım insanlık

Dünyaca ünlü müzisyen Arto Tunçboyacıyan, 1 kasım cumartesi akşamı, ‘Continental Breakfeast’ başlıklı konserle İstanbullu dinleyicilerin karşısına çıkacak. Afrikalı müzisyenler Aly Keita ve Aziz Sahmaoui ile sahne alacak olan Tunçboyacıyan’la müzik ve yaşam hakkında konuştuk. Her insanın yüzü bir hikâye anlatır. Eğer yüzleri okumayı biliyorsanız o yüzlerde gizlenen hikâyeler de görünür olur sizin için. Bakışlarından hüzün, acı ve insan sevgisiyle beslenen renkli ışıklar dökülen bir adamla konuştum dün. Hayatı ve yaşadıklarını seslerle ifade eden o adam Arto Tunçboyacıyan’dı ve o sadece bakışlarıyla değil, sözleriyle de anlattı bana hikâyesini. Arto Tunçboyacıyan’ın ismini ilk duyduğumda küçük bir çocuktum. Sezen Aksu’nun albümlerinde perküsyon çalan ve besteleriyle Aksu’nun albümlerine katkıda bulunan biri olarak tanımıştım onu. Sonra dünya çapında ünlü bir perküsyonist olduğunu ve içlerinde Al Di Meola, Miles Davis, Jeff Baker gibi isimlerin de yer aldığı sanatçılarla ortak çalışmalar...