Ana içeriğe atla

Kayıtlar

hikâye etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Sabahattin Ali üzerine

Genel olarak çok kitap okunmayan yazık ülkemizde, -çok kitap okumuş, okuyan, doğal olarak bu konuda kendine güveni az da olsa gelişmiş bir okuyucu olarak- kitap okuyan ya da okumaya çalışan kimseleri hep gözlemlemişimdir; diyebilirim ki, bu kimselerin bazıları çok kitap okumayan kimselerdir, bundan dolayı ne zaman bir kitap okusalar çok etkilenirler- bazen etkilenmiş gibi yaparlar-  kitabı herkese anlatma ihtiyacı, sürekli ondan konuşma isteği duyarlar,vardır böyleleri, illa ki görmüşsünüzdür, (umarım ilerleyen yıllarda bu gibi kimselerle pek karşılaşmazsınız) neyse, konu o kimseler değil, o kimselerden birinin bana geçmiş yıllarda Sabahattin Alinin,Kürk Mantolu Madonna hikayesini önermiş olmasıdır, kitabı günlerce anlat anlat bitirememiş olması, ve sonunda bana -Türk yazarları çok sevmeyen, önyargılı bana- gidip kitapçıdan Kürk Mantolu Madonnayı aldırmış olmasıdır. Kitabı bir gecede bitiren ben, önyarılarından tamamen arınmış bir şekilde günlerce kitabın etkisinde gezmiştim. A...

En alttaki adam ve Las Vegas

Gözünü açtı. Sağı solu yokladı. Işığı bulmak için hep aynı zorluklar... Yastığın altındaki feneri eline aldı, daha geniş aydınlatsın diye tavana tutarak terliklerine bakındı. Köşeye gitti. Bir bardak su içti. Tezgahın üstündekilerden kendine bir ekmek hazırladı. Her seferinde yeni şeyler ekleyip daha da lezzetlisini buluyordu. Ne kadar sağlıksız olursa o kadar iyi!

Haybeden Masallar Diyarı 2

Vazifesini iyi bilen kurşun asker, düzgün bir strateji belirlemenin gerekli olduğu kadar askeri gücünde öneminin farkındaydı. Bu sebeple öncelikle kendisine yeni masal kahramanı Emine’yi yardımcı seçmiştir, Emine silah olarak düşmanlarına tükürecekti ( Eminecik kızma bana ) ayrıca askeri güç olarak da breman mızıkacılarını seçmişti. Kurulan orduyla, öncülüğünü şirin babanın çektiği şirinler ordusunu yenilgiye uğratılacak ve pamuk prenses korunacaktı. Fakat haybeden masallar diyarının tek ve iyi yürekli kahramanı Emine, pamuk prensesin aslında iyi bir kalbi olmadığını anlar ve görevinden istifa ederek birincil vazifesine döner( üni. Öğrenciliği). Bunun ardından yalnız kalan kurşun asker şirine’nin cazibesine dayanamayarak kendisini şirinler köyünde bulur. Fakat Beter Böcek Şirine’sini kurşun askere yar etmez, ona kurşun döker ve kurşununu suda yorumlar. Gargamel kraliçeye olan aşkını ispatlamış, pamuk prensesi astırmış ve Amerikayı ele geçirmiştir. Gargamel’e göre her ...

Haybeden Masallar Diyarı

Pamuk prensesin hain cadısıyla kırmızı başlıklı kızın iş birliği yaptığı, Rapunzel’in şövalyeye kızıp saçlarını kazıttığı bir dönemmiş. Kendini çirkin sanan kraliçe kıskançlıktan çıldırırken bunu fırsat bilen prenses kendini prensin kollarına atmış.Prens kendisine has küstahlığıyla prensesi hor görüp onu yedi cücelere köle diye satmış. Cücelerin peşine takılan kurt prensese aşık olmuş. Bunu fark eden nine torunu kısmeti başkasına yar olmasın diye prensesi zehirli çikolatayla zehirlemiş fakat cüceler prensin gelip öpeceğini ve prensesin uyanacağının sanıyorlarmış. Nede olsa nesilden nesile böyle aktarılmış. Fakat 2000li yılların yaşandığı dünyada prens kendine çoktan kırmızı başlıklı kızı sevgili yapmış yaşlı babaanne bu duruma sevinse mi üzülse mi bilemediği için bütün suçu kızına yüklemiş. Cücelerden bir tanesi prensesin zamana yenik düşüp ölmesini istemediği için kendisine prens süsü verip prensesi öpmüş prenses uyanmış fakat artık 2 ayağının üzerinde duran güzel bir p...

Su baskını, yangın ve süzme bok

Umut Sarıkaya - Sobalı Ev ve bir su sızar yerden... gözler yere eğilir... küfür edilir ve yemeğe dönülür... ekranda behzat ç, bas devam düğmesine. daha bir ay önce yaşamışız aynısını abimle. hiç kasılacak bir durum değil, nasıl olsa sebebini o zaman da çözememiştik, sabaha bir şeyi kalmaz. ser havluyu baba... sabah uyandım. odanın dörtte biri su. hemen her vakit yerde olan bilgisayara doğru ilerliyor... halı eme eme çekiyor suyu. priz hafiften yemiş zaten, elektriğe de takılı. şarj aleti desen sırtüstü durmasa o da mefta olacak. o an abimi nasıl uyandırdığıma göre olayın seyri korku filminden polyanna'nın sinema uyarlamasına doğru kayabilir. "abi, abi kalk su!" desem sıçış ki ne sıçış! abim ilk on dakika ne olduğunu kavramayı bırakıp bağırmaya çağırmaya, küfretmeye başlayacak. "onu da getir bunu da ser" diyerek tecrübeyle sabit bir harp yaşatacak. en iyisi sessiz sessiz işe koyulup belli bir noktasından sonra işin içine dahil etmek... halıyı bi...

e. yokken

fark ettim ki, e. gittiğinden beri buraya bir şey yazmıyor. ona diyecektim, neden yazmıyorsun e. diye. ama bunun yerine, aynı şekilde uzun zamandır kendim de yazmadığımı göz önünde bulundurarak önce buraya yazmayı tercih ettim. öyleyse okuyuculara (bu blogu e.'den ve benden başka okuyan varsa şayet) e.'nin yokluğundan bahsedeyim. ilginç bir şey, tahmin edilebileceği gibi, biraz yabancılık yaratıyor, ama dolaylı bir yabancılık, yani "eğer burada olsaydı şu an neleri konuşuyor olurduk acaba"nın, gerçekte o an konuşuyor olduğumuz şeylere yabancılığı gibi. konu olarak değil, ama kendimizi konumlandırmamız olarak. örneğin bazen sanki e.'nin şu an burada süren açlık grevlerinden bihaber olduğu yanılgısına kapılıyorum. ya da burada benim gün içinde gündemimde olan herhangi bir başka şeye. sonra bunun böyle olmadığını öğreniyorum, ama bir yandan da e.'nin oradaki gündeminden bihaber hissediyorum kendimi zaman zaman. tüm bunların yanı sıra, beklemenin (durup-bekl...

Yeni yüzyıl K'Nex poşeti

Hatırlarsınız Yeni Yüzyıl gazetesi vardı. Poşet poşet oyuncak dağıtırdı. Yanlış hatırlamıyorsam orijinal Lego'ları da bu gazete vermişti. Yaratıcılık konusunda insanı cidden geliştiren bir şey bu K'Nex . Hâlâ abidik gubidik ihtiyaçlarım için bir şey yapmam gerekse, çıkarırım K'Nex'lerimi, malzeme yeter mi, kırmızı çubuktan çok lazım mı diye hesap yaparım. Valla yazarken bile ağzım sulandı. Satın mı alsam ne? Neyse, bunları tekrar araştırırken Fischertechnik diye bir şey daha öğrenmiş oldum. Yine bir "abi Almanlar yapıyor" hikayesi. Fazla geyiğe sarmadan devam edelim, geçen gün eşyaları karıştırırken bu poşeti buldum. Vay dedim içimden, gözlerim sulandı. Tarayıcıda tarayıp çöpe attım. Nıhaha!

Hamamböcekleri: Başlangıç

Sen misin dün gece hamamböcekleri hakkında atıp tutan? Yahu 350 milyon yıl diyoruz ya, biraz ağırdan al. Yok ustaymış yok saygıymış. Bu gece tam polisiye film seyrederken ( Av Mevsimi (2010) ) bilgisayarın pili uyarı verdi. Yan odaya geçerken yerdeki kuru çiçek yaprağı gözüme çarptı. Açık renkli yerde çok dikkat çekiyordu. Böceğe benzettim. Zaten ışık da kapalı ya, aklım hamamböceklerinde. Dedim kesin budur. Neyse olmadığını anlayıp -ki boyu da olamayacak kadar küçüktü- rahatladım. Tam öbür odaya geçerken -sanki Süpermen hislerim kabarmış arkadaş- bir de ne göreyim? O. Evet O. Tam bir Stephen King romanı ya. Altına sıçarsın televizyonun loş ışığında. Çok hızlı kaçtığını biliyorum ya, tereddüt ettim içeri gidip sinek savar alsam mı diye. Ama önceden deneyimim var, e bizimki de evin ahalisinden -yavaş hareket ediyor hınzır- hemen kaptım elime savarı. Spreyi sıkmamla kalan yarısı da dolabın altına girdi. Biraz daha alta doğru boca ettim ama maksat psikolojik. Biliyorum bu sinek savar, ö...

Şifreli alfabeleri nasıl çözeriz?

Diyelim ki elinizde şifreli bir metin var. Tabii Sezar şifrelemesi gibi basit bir şifrelemeden bahsediyoruz. Mesela harfi harfle değiştirme veya tekil simgelerle değiştirme. Bunu nasıl çözeriz?

Deveyle 22 yıl seyahat

Develi seyyah Goran Deveyle İpek Yolu güzergâhını kat eden Goran Kırklareli'nde. En büyük arzusu şu an konakladığı Tabyalar'ın kervansaray olması. Kırklareli’nin bugünlerde çok ilginç bir misafiri var. Devesinin arkasına bağladığı bir römork, römorkun içinde de onlarca hayvan... Keçi, kedi, köpek, hindi, tavuk ve eşek, ne ararsanız! İran’dan geliyor. Türkiye’deki son durağı ülkenin en batısındaki bu kent. Balkan Savaşları sırasında yapılan tabyalar, onun geçici evi olmuş. Arabasını tabyaların önüne bağlayan Goran’a sorulabilecek en anlamsız soruyu sormuşuz meğer! “Kimsin, nerelisin, nereden geliyor ve nereye gidiyorsun?” Bu soruya yine bildik bir şekilde cevap veriyor: “Dünyalıyım, yol kenarları mekânım. Nereden geldiğimi biliyorum ama nereye gideceğimi bilmiyorum...” Goran, 30 yıldır göçebe aslında. Daha doğrusu seyyah. İpek Yolu güzergâhını 30 yıldır dolaşıyor. İlk sekiz yılını motosikletle yapmış. Sonra ise develerle yoluna devam etmiş. 22 yılda iki deve değiştirmi...

Sevilen kadın ve üçüncü tost

Sevdiği kadınla buluşmuştu. Geri dönerken ikinciye sıkıştığını hissetti. Otobüse daha vardı, kahvaltı yaptıkları yere döndü tuvalet için. Yakınlarda başka bir yer olmayışı canını sıkmıştı. Çiçekleri ve aslında üzerinde çiçek de kalmamış kel toprağı ezmeyip yolu takip etmek için uzun uzun dolandı. Tekrar cebinden çakmağı ve telefonu çıkarıp çantasına koydu, x-ray cihazından geçti. Yolda bekçilerin "bugün buralar kapalı, sadece kafeterya açık, biliyorsunuz değil mi?" dediği fotoğrafçı amcalara rastladı. Sabahki deneyimin verdiği rahatlıkla bekçilere bakmadan içeri daldı ve kimse ona aynı soruyu sormadı. İşini gördükten sonra otobüs durağına yürüdü. Acıktığını hissetti. Çişinin gelmesi bu işi geciktirmiş olmalıydı.

Bruno Amadio: Ağlayan çocuk efsanesinin ressamı bulundu!

Evreka dedim ve yerimden zıpladım. Neden Google'a bakmamıştım ki? "Ağlayan çocuk" ve "Ağlayan çocuk ressamı" yazmalıydım arama çubuğuna. Trt 2'de belleğimize kazınan güler yüzlü Bob Ross çıkmayacağı kesindi. Çünkü: 1) Resim sevinci değil, daha çok bunalımı vardı. 2) Kırmızı boyayla Ross imzası yoktu. 3) Yıllardır öylece kalakalmış yaşlı, sevimli ve kocaman bir ağaç ve arkadaşları yoktu. 4) En önemlisi sırtlarını birbirlerine dayamış ve güneşten gelen ışınları titanyum beyazı ve vandayk kahverengisiyle yansıtan sıradağlarımız yoktu... Peki ama kimdi? Önceki yazımda belirttiğim gibi bu resim benim için hep bir gardrop efsanesiydi... İtalyan asıllı Bruno Amadio (1911-1981) daha çok Giovanni Bragolin, Franchot Seville ve J. Bragolin olarak bilinirmiş. Venedik'te yaşayan eğitim almış bir ressammış. 1950'lerde çeşitli ağlayan çocuk resimleri yapmış. Brogoli imzalı 27 resim mevcutmuş. 1970'lerde Padova 'da sağ bulunmuş. İddialara göre İç Savaş...

Ömer Hayyam için, bir kadeh daha için!

Ömer Hayyam'dan konu açılmıştı. Dörtlükler havada uçuşurken insanın diline de bir şeyler oluyordu. Başladım ben de dile gelmeye, paylaşmadan da edemedim sizinle. Ömer Hayyam'a ithaf edelim, o geceden aşka ve ölüme dair dörtlükler dinleyelim: Ömer Hayyam'dan söyledi bana, benim söylediğim gibi ona: Sevgili bir başka güzelsin bugün Ay gibisin pırıl pırıl gülüşün. Güzeller bayram günleri süslenir, Seninse bayramları süsler yüzün. Ardından da ekledi yine Ömer Hayyam'dan: Yaşamanın sırlarını bileydin Ölümün sırlarını da çözerdin Bugün aklın var bir şey bildiğin yok Yarın akılsız neyi bileceksin? İçimden geldi benim de, cevapladım Hayyam'ı ve onu kendimce: Bir şey bilmiyorum tek bildiğim bu Aklım var görüyorum sonunu Sen düşüne taşına akıl erdiremeyeceksen Ciddiye almana ne gerek var bu oyunu Hoşuna gitti herhalde cevabım, zannetti Hayyam'dan yazdım, oysa benim sözlerimdi onlar. -Neyse ki öğrendi çok sonradan.- O da çevirdi dilini gönlüne ve dedi Ömer Hayyam'dan: ...

Sinağrit Baba

Cehennem nişanında beş sandaldık. Güzel bir ocak akşamı. Hava lodos. Denize kırmızı rengin türlüsü yayılmış. Çok kaynamış ıhlamur rengindeki yayvan, geniş, ölü dalgalar. Sandallar ağır ağır sallanıyor, oltalar bekliyor, insanlar susuyor... Otuz sekiz kulaç suyun altındaki derin sessizliğe, dibindeki dallı budaklı kayaların arasına yedi rengin en koyusu girer mi şimdi. Sinağrit Baba döner mi avdan. Pırıl pırıl, eleğim sağma rengi pullarıyla ağır ağır, muhteşem, bir ilkçağ kralı gibi zengin, cömert, asil ve zalim mantosu ile dolaşır mı kim bilir. Altını, zümrüdü, incisi, mercanı, sedefi lacivertliğin içinde yanıp sönen sarayını özlemiş, acele mi ediyordu? Sinağrit Baba ömründe konuşmamış, ömrü boyunca evlenmemiş, ömrü boyunca yalnız yaşamıştır. Onun kovuğundaki zümrüt pencereden ne facialar seyretmiştir Sinağrit Baba, ne oltalar koparmıştır. Bu akşam kimin oltasını seçmeli de artık bitirmeli bu yorucu ömrü. Daha her yeri pırıl pırılken, mantosu sırtında iken, daha eti mayoneze gelirken b...