Ana içeriğe atla

Kayıtlar

paylaşım etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Babalar var

Maman dit "travailler c'est bien" Bien mieux qu'être mal accompagné Pas vrai ? Où est ton papa ? Dis-moi où est ton papa ? Sans même devoir lui parler Il sait ce qui ne va pas Ah sacré papa Dis-moi où es-tu caché ? ... * Papaoutai , babasını isteyen (özleyen demiyorum, isteyen) bir çocuğun yakarışları. Neredeydi ki babası? Herkes çocuk yapmasını bilirdi, peki "baba" nasıl yapılırdı? * Görece yeni baba olmuş bir arkadaşım izletmişti bu klibi işteyken. Kendisini tanısanız, her şey ve hiçbir şey hakkında oturup saatlerce sohbet edebilirsiniz. Ankara'yı sevme sebeplerinden biridir kendisi, böyle güzel insanları barındırdığı için. Burada ondan bahsetmesem sızızlardı içim. "-ızızlamak", "eti süzdürüp gelmek", "makro ve mikro ekonomi", "arz talep ve insanlık dengesi"... işte bunlar hep önemli şeyler hayatta. Güleç bir baba, derin bir dost, iyi ki varsın O .

Sabahattin Ali üzerine

Genel olarak çok kitap okunmayan yazık ülkemizde, -çok kitap okumuş, okuyan, doğal olarak bu konuda kendine güveni az da olsa gelişmiş bir okuyucu olarak- kitap okuyan ya da okumaya çalışan kimseleri hep gözlemlemişimdir; diyebilirim ki, bu kimselerin bazıları çok kitap okumayan kimselerdir, bundan dolayı ne zaman bir kitap okusalar çok etkilenirler- bazen etkilenmiş gibi yaparlar-  kitabı herkese anlatma ihtiyacı, sürekli ondan konuşma isteği duyarlar,vardır böyleleri, illa ki görmüşsünüzdür, (umarım ilerleyen yıllarda bu gibi kimselerle pek karşılaşmazsınız) neyse, konu o kimseler değil, o kimselerden birinin bana geçmiş yıllarda Sabahattin Alinin,Kürk Mantolu Madonna hikayesini önermiş olmasıdır, kitabı günlerce anlat anlat bitirememiş olması, ve sonunda bana -Türk yazarları çok sevmeyen, önyargılı bana- gidip kitapçıdan Kürk Mantolu Madonnayı aldırmış olmasıdır. Kitabı bir gecede bitiren ben, önyarılarından tamamen arınmış bir şekilde günlerce kitabın etkisinde gezmiştim. A...

Kırmızı

Kucağımda gri bir kedi. Çok küçük daha. Bana bakıyor. "Başımı kalbine koysana" diyor. Hafif sağa dönük uzanmışım balkonda. Yanımda annem var. Ya da bana öyle geliyor. Balkon manzaralı, uzaklara bakıyor. Çok yüksekteyiz gibi. Uzaklarla aramızda çok mesafe var. Akşamüstü. Tepemde solda ay ışığı var. Aslında bir yıldızın ışığı. Soğuk ve mavi. Sağına doğru başka bir bilinen ama hatırlayamadığım ışık, yıldız. Nedense ikisinin ortasına getirmeliyim kediyi diyorum.

e. yokken

fark ettim ki, e. gittiğinden beri buraya bir şey yazmıyor. ona diyecektim, neden yazmıyorsun e. diye. ama bunun yerine, aynı şekilde uzun zamandır kendim de yazmadığımı göz önünde bulundurarak önce buraya yazmayı tercih ettim. öyleyse okuyuculara (bu blogu e.'den ve benden başka okuyan varsa şayet) e.'nin yokluğundan bahsedeyim. ilginç bir şey, tahmin edilebileceği gibi, biraz yabancılık yaratıyor, ama dolaylı bir yabancılık, yani "eğer burada olsaydı şu an neleri konuşuyor olurduk acaba"nın, gerçekte o an konuşuyor olduğumuz şeylere yabancılığı gibi. konu olarak değil, ama kendimizi konumlandırmamız olarak. örneğin bazen sanki e.'nin şu an burada süren açlık grevlerinden bihaber olduğu yanılgısına kapılıyorum. ya da burada benim gün içinde gündemimde olan herhangi bir başka şeye. sonra bunun böyle olmadığını öğreniyorum, ama bir yandan da e.'nin oradaki gündeminden bihaber hissediyorum kendimi zaman zaman. tüm bunların yanı sıra, beklemenin (durup-bekl...

e.'nin beyinle ilgili yazısına cevap ve ekleme

İlgili yazı: Beyinle ilgili yaygın inançlar ne kadar doğru? Bilimin asırlardır yaygınlaştırdığı, disiplinlerarası olmaktan ve felsefeden uzak olan bu yaklaşım, insana genelden doğru bakmaktan, tarih bilincinden doğru bakmaktan aciz olduğu için, araştırmalarını hep beyinin yapısına ve işlevine ve buradan da öznel örneklere yöneltiyor. Ortaya da böyle saçma, insana dair dolayısıyla da toplumsal olana dair hiçbir veri sunmayan araştırma sonuçları çıkmış oluyor. İnsana tarihin ilerleyişi içinde bakmadan, onu büyük oranda genetik olarak belirlenmiş (ama Mozart dinlerse zekası gelişebilecek!) bir varlık olarak ortaya koymak da zaten insanın bugün kendini tarihin bir öznesi olarak görmesinin önünde engel olmakta son derece başarılı. Bu sefer anneler çılgınca çocuklarına Mozart dinletiyorlar, "uzman"ların dediği şekilde besleniyorlar, haplanıyorlar. Bunun bir de toplumsal olarak çözümler öneren uygulamaları var. Yani mesela baktın bilmem ne üniveritesindeki bilmem ne uzmanların...

Kıskançlık ve sonrası...

Uzun zamandır ilk defa, buz gibi bir kıskançlık hissediyorum. Artık yaşamadığına nerdeyse emin olduğum bir adamın yaşıyor olduğunu fark etmemle başladı bu. Başka hiçbir şey, hiçbir şey değil ama; bir adamın bir kadının bacaklarına başını yaslayıp uyuyor olması ihtimali.. Ne garip bir şey bu, düşündükçe. Şimdi dün geceyi hatırlıyorum. Bambaşka bir adamla konuştuğum bambaşka bir konuyu. Onun gözleri kapanırken ne demiştim? Başka türlü bir yaşamı örgütlemek için beraberiz galiba, ben onun için aşığım. Ya da, şimdi düşününce, aşk buna yarıyor da diyebiliriz. Onun gözleri kapanıyordu. Ama beni duydu. Ben onun yüzüne baktım, ağır ağır nefes alarak uyurken bir şey anlatır gibi bir hali vardı. Anladım. Yüzü ne çok değişti o gece. Uyumadan önce, uyuduktan sonra... Kulağıma yaylı tambur çalınıyor şimdi, nereden geliyorsa.. O bu şehirde, benim az uzağımda, yer döşeğinde, başucunda gazeteler ve bir yiyecek sepeti ile, düşündüğümde bende gecenin bir yarısı kalkıp yanına gitme isteği uyandırarak uyu...

For CLAUDIO...

CLAUDIO… Sorry for lateness…. MISSILE SHIELD is… A preparation of new and major wars on our region! In the latest meeting of 2010, NATO made a decision to start the missile shield in our country upon request of comprador Turkey government. On that time, Turkey government declared that this missile shield isn’t pointing any country, it’s only for defense, but at the same time, foreign affairs minister of the USA said it’s againts Iran in order to relieve Russia. If we consider the declarations of Russia and Iran in December of 2011, it is clear that no one believes the declarations of the imperialist USA or the comprador Turkey.

e.'ye açık mektup ve öz eleştiri

sevgili dostum e. lütfen artık yeniden lezzetli ve vitaminli yiyecekler ve dahi sağlıklı yaşam mevzuları dışında bir şeyler yazmaya başla buraya. hani o öyküler vardı, okuyorduk, bir olay örgüsü içinde ne kadar saat aç kaldığını, kaç defa çişinin geldiğini falan öğreniyorduk ne güzel, bunları da anlatmaya başla yeniden. biliyorum, ben de bir iki yazdım, gittim. vur-kaç gibi oldu ama, yeniden yazmaya bugün bu mektubumla başlamak istiyorum. şunu da belirteyim, yemeğimi yedim ve acaba e. aç mıdır şimdi, üçüncü tostu ona mı ayırayım diye bir an bile düşünmedim. ama dün sana çikolatalı açma alacaktım, kalmamıştı biliyorsun. ayrıca birazdan da gidip çişimi yapacağım. sabah da bir kere yaptım. ne ala, mualla!

Buğdayın acıya mesafesi

"Hollanda'ya gittiğimde, orada Van Gogh'un sarılarının kaynağını bulmuş ve daha çok sevmeye başlamıştım Van Gogh'un sarılarını (...) Âşık Veysel'in sesinde de Doğu Anadolu toprağının rengi, köy evlerinin içinden geçen arklar, yüzükoyun yatarak su içen delikanlılar, genç kızlar vardı. Ahmed Arif'in şiirinde de, şiirini yaparken kullandığı araçlarda da, anlattığı yerlerin, yapıtına koyduğu hayatın çok tutarlı bir bileşkesini görüyorum. Cesareti söylüyor Ahmed Arif. Yiğitliği. Bir pınar gibi, bir yeraltı suyu gibi, bir tipi gibi. 'Dostuna yarasını gösterir gibi' Yücelerde yıllanmış katar katar karın içinde yürüyor yalnayak ve ayakları yanarak." Cemal Süreya diyor bunları Hasretinden Prangalar Eskittim'in önsözünde. 69'da ise Papirüs'te yazının tamamı yer alıyor. Hasretinden Prangalar Eskittim'i okuya okuya eskiten de, dostuna yarasını gösterir gibi, Ahmed Arif'i bir de Cemal Süreya'nın kaleminden okumak. Önsözde Ahmed Arif'...

Sevgiye isim bulmak zor: Cört :]

Avustralya'da bulunan mikroskopik fosilleri yazarken İngilizce metinde "from the Apex chert in Australia" diye devam eden bir bölüme denk geldim. Nedir bu chert diye merak ettim, Türkçe'sinin çört olduğunu öğrendim!? İyi de, ne şimdi bu çört? "Çeşitli yollardan oluşmuş, ince taneli silisli sedimanter kayaç" tanımı kesmedi beni. Bu kadar anlaşılır ve basit olamazdı cevabı! Azimle devam edip çört diye arayınca Yiğit Özgür'ün Cört adlı karikatürünü gördüm. Semra 'nın tavrı yardı geçti, bütün merakımı baltaladı. Artık paylaşma vakti gelmişti: Sevgiye sevgi hariç ne denir diye düşünürken (neden aramayın) böylesi bir tesadüf, tesadüf ötesi bir cört olsa gerek diye düşündüm; Yiğit Özgür - Cört

Sevilen kadın ve üçüncü tost

Sevdiği kadınla buluşmuştu. Geri dönerken ikinciye sıkıştığını hissetti. Otobüse daha vardı, kahvaltı yaptıkları yere döndü tuvalet için. Yakınlarda başka bir yer olmayışı canını sıkmıştı. Çiçekleri ve aslında üzerinde çiçek de kalmamış kel toprağı ezmeyip yolu takip etmek için uzun uzun dolandı. Tekrar cebinden çakmağı ve telefonu çıkarıp çantasına koydu, x-ray cihazından geçti. Yolda bekçilerin "bugün buralar kapalı, sadece kafeterya açık, biliyorsunuz değil mi?" dediği fotoğrafçı amcalara rastladı. Sabahki deneyimin verdiği rahatlıkla bekçilere bakmadan içeri daldı ve kimse ona aynı soruyu sormadı. İşini gördükten sonra otobüs durağına yürüdü. Acıktığını hissetti. Çişinin gelmesi bu işi geciktirmiş olmalıydı.

Kartel ve Tröst

KARTEL a. (alm. Kartell ; orta fr. Cartel , düelloya davet için meydan okuma). Birbirinden bağımsız (ekonomik, teknik ve mali bakımlardan) işletmeler arasında, rekabeti sınırlandırmak ya da büsbütün ortadan kaldırmak amacıyla yapılan anlaşma. --ANSİKL. Karteller, topluluğa katılan işletmelerin çok fazla sayıda olmaması için, özellikle yeterince yoğunlaşmış sanayi kollarında kurulur; çünkü, işletmelerin sayısı çok olunca, anlaşma hükümlerine uyup uymadıklarını denetlemek olanaksızlaşır. Bundan başka, tüzüğün herkese aynı biçimde uygulanabilmesi için, anlaşmaya üye işletmelerin denk güçte olması, üretimlerinin de bir dereceye kadar homojenlik göstermesi gerekir. Son olarak, kartel, resmi makamların tarafsızlığını ya da desteğini sağlamalıdır. Anlaşmalar birçok konuyu kapsayabilir: satışların kurallara bağlanması, kredi koşulları, fiyatlar, üretim sınırlamaları, piyasaların etki alanlarının paylaşılması, vb. En gelişmiş kartel tipi, merkez bürosu ya da satış kurumları olan karteldir. Kar...

Hatırlanası Alıntılar

Forrest Gump: Will you marry me? [Jenny turns and looks at him] Forrest Gump: I'd make a good husband, Jenny. Jenny Curran: You would, Forrest. Forrest Gump: ...But you won't marry me. Jenny Curran: [sadly] ... You don't wanna marry me. Forrest Gump: Why don't you love me, Jenny? [Jenny says nothing] Forrest Gump: I'm not a smart man... but I know what love is. http://www.imdb.com/title/tt0109830/quotes Dalton: [answering phone] Welton Academy, hello. Yes he is, just a moment. Mr. Nolan, it's for you. It's God. He says we should have girls at Welton. http://www.imdb.com/title/tt0097165/quotes Jim: [to Catherine] In love, I agree with you... a couple is not ideal. Just look around you. You wanted something better... by refusing to submit to hypocrisy. You wanted to invent love. But pioneers must be humble and unselfish. Let's face it. We have failed in everything. You tried to change me. I tried to spread joy, but I've created on...

Bruno Amadio: Ağlayan çocuk efsanesinin ressamı bulundu!

Evreka dedim ve yerimden zıpladım. Neden Google'a bakmamıştım ki? "Ağlayan çocuk" ve "Ağlayan çocuk ressamı" yazmalıydım arama çubuğuna. Trt 2'de belleğimize kazınan güler yüzlü Bob Ross çıkmayacağı kesindi. Çünkü: 1) Resim sevinci değil, daha çok bunalımı vardı. 2) Kırmızı boyayla Ross imzası yoktu. 3) Yıllardır öylece kalakalmış yaşlı, sevimli ve kocaman bir ağaç ve arkadaşları yoktu. 4) En önemlisi sırtlarını birbirlerine dayamış ve güneşten gelen ışınları titanyum beyazı ve vandayk kahverengisiyle yansıtan sıradağlarımız yoktu... Peki ama kimdi? Önceki yazımda belirttiğim gibi bu resim benim için hep bir gardrop efsanesiydi... İtalyan asıllı Bruno Amadio (1911-1981) daha çok Giovanni Bragolin, Franchot Seville ve J. Bragolin olarak bilinirmiş. Venedik'te yaşayan eğitim almış bir ressammış. 1950'lerde çeşitli ağlayan çocuk resimleri yapmış. Brogoli imzalı 27 resim mevcutmuş. 1970'lerde Padova 'da sağ bulunmuş. İddialara göre İç Savaş...

Mutlu olma şansı - Yılmaz Güney

Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili, biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz acısını acımız yaptık çünkü. Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın göz yaşı bile içimizi parçaladı. Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk... Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı. Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili... Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak. Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım. Yaşamak ne güzeldir be sevgili... Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek... Ve o vaz geçilmez sancılarını duyarak hayatın... Yılmaz Güney Bir sevdiğim gönderdi, paylaşmak istedim. Gerçi o Nazım Hikmet'ten diye göndermiş ama doğrusu Yılmaz Güney'miş.

Ömer Hayyam için, bir kadeh daha için!

Ömer Hayyam'dan konu açılmıştı. Dörtlükler havada uçuşurken insanın diline de bir şeyler oluyordu. Başladım ben de dile gelmeye, paylaşmadan da edemedim sizinle. Ömer Hayyam'a ithaf edelim, o geceden aşka ve ölüme dair dörtlükler dinleyelim: Ömer Hayyam'dan söyledi bana, benim söylediğim gibi ona: Sevgili bir başka güzelsin bugün Ay gibisin pırıl pırıl gülüşün. Güzeller bayram günleri süslenir, Seninse bayramları süsler yüzün. Ardından da ekledi yine Ömer Hayyam'dan: Yaşamanın sırlarını bileydin Ölümün sırlarını da çözerdin Bugün aklın var bir şey bildiğin yok Yarın akılsız neyi bileceksin? İçimden geldi benim de, cevapladım Hayyam'ı ve onu kendimce: Bir şey bilmiyorum tek bildiğim bu Aklım var görüyorum sonunu Sen düşüne taşına akıl erdiremeyeceksen Ciddiye almana ne gerek var bu oyunu Hoşuna gitti herhalde cevabım, zannetti Hayyam'dan yazdım, oysa benim sözlerimdi onlar. -Neyse ki öğrendi çok sonradan.- O da çevirdi dilini gönlüne ve dedi Ömer Hayyam'dan: ...

Arash - Pure Love - Beklenmedik Misafir

Birkaç aydır alt üst yan artık hangi komşumuzsa birileri, bu şarkıyı çalıyordu gece gündüz. En az 20 kere dinlemişimdir. La la la la diye şarkı sözlerini duyuyordum sadece. Ses çok boğuk geliyordu ve İngilizce mi Arapça mı yoksa İspanyolca mı anlayamıyordum. Çok dinleyince meraklanıyor insan. Spanish song 2009 la la la la filan diye arattım hatta. Bir iki saat kaybettim sırf meraktan. Yeni yaz şarkılarından filandır diye düşündüm, boşverdim sonra. Tesadüf işte, bir akrabamda şarkıyı duyunca şok oldum; camı açık vaziyette pişen odam ve işkence gibi gelen la la la la sesleri geldi aklıma. Kimin olduğunu öğrendim sonunda. Meğer esas kişi erkek sesinin sahibiymiş: Arash. La la diyen ablamız da Helena Josefsson 'muş. Tatlı birine benziyor. Emiliana Torrini 'den sonra tatlılığı tartışılır tabii:). Velhasıl şarkı sanırım İngilizce ve Farsça karışık: Pure Love - Masum Aşk This Was Just Meant To Be -Kaderimiz böyleymiş You Are Coming Back To Me -Bana geri dönüyorsun 'Cause, This Is ...

Emilíana Torrini - Jungle Drum - Otomatik yanıt mı?

Geçen gün arkadaşıma attığım bir maile otomatik yanıt geldi. Cevaba çok güldüm, paylaşayım istedim. Aynen aktarıyorum: Bu, Google'ın tozlu bilgisayarlarından gönderilen otomatik bir yanıttır. Buradaki bilgisayarlar inanın çok sıkılıyor. Sıcak, çok sıcak. Ayrıca gürültülü. Her yerde kablolar, örümcek ağları ve loglar... Unutmadan, bu mail hesabı 30 gün içinde yok edilecektir. Tüm loglarıyla birlikte harddisklerin tozlu sector'lerine gönderilecektir. Bizi programlayan yazılımcılar derlerdi ki: #include< stdio.h > #include <love.h> void main() { fflush(stdin); printf(" Hey, I'm in love My fingers keep on clicking to the beating of my heart Hey, I can't stop my feet Ebony and ivory and dancing in the street Hey, it's 'cause of you The world is in a crazy hazy hue My heart is beating like a jungle drum My heart is beating like a jungle drum My heart is beating like a jungle drum Man, you got me burning I'm the moment between the striking and the ...