Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Deneme

Bazen yoruluyor insan. Aslında söyleyecek onlarca sözü varken susuyor. Bu yorgunluk öyle bir şey ki ne parmağını kaldırmaya yetiyor gücüm, ne dudağımı kıpırdatabiliyorum bu aralar. Ne de sesim cıkıyor isyan ettiklerime. Kelimeler boğazımda bile düğümlenemiyor. Boğazıma kadar gelemiyolar ki. Coğu cümle bile olamıyor.. peşpeşe sıralanmış kelimeler halin de kalıyorlar.. Kelime kolyesi? Sonu yok, başı yok, sıralı alakasız ama tamamen beni anlatan. Nasıl bir cümleydi bu? Bunu bile kuramadım. İşte böyle, yorgunluk zor şey hemşirem.. Otursanda geçmiyor bu yorgunluk, kitap okuyunca da gececeği yok gibi. Tatile çıkmakta işe yaramıyor. Aralıksız film izlemek istiyorum, konusuna, sözlerine, karakterlerine dikkat etmeden. Sadece izlemek. Biraz olsun aklımı meşkul etmek için. Kelimelerle başım dertte bu ara. Damla damla yaş olup aklasalar gözlerimden, Eş anlamlıları bırakmıyorlar bu sefer peşimi. Rakam değil ki bunlar büyükten kücüğe sıralasam. Ya da carpsam bölsem eşitliğin öbür t...

Portakal, limon, sirke

  Çok değil Ankara’da direnişin başladığı 2. günün akşamıydı. Polis tarafından bacağıma atılan biber gazı kapsülü nedeniyle yurtta oturmuş bir taraftan haberleri takip etmeye çalışıp bir taraftan odanın ışığını açıp kapatarak direnişe kendimce destek vermeye çalışıyordum. Odamın kapısı çalındı aynı dairede bulunan bir arkadaşım “Sen iyi misin?” diye sordu. İyi olduğumu söyleyip teşekkür ettim. Yaptığıma bir anlam verememişti ama ben bunu o an anlamadım. Aradan birkaç dakika geçti. Bu sefer aynı arkadaşım yanına başka bir arkadaşını alarak gelmişti yanıma. Bu sefer kapıyı çalmaya bile gerek duymadan girdiler içeri. “Sen iyi misin, ne yapıyorsun böyle?” dedi. “İyiyim” dedim “Sen ne yapıyorsun ya da ne yapmıyorsun?” diye sordum. Anlayamadı. Ağzından çıkan tek bir cümle özetledi şaşkınlığını. “Yani ben ne olduğun bilmiyorum. Sana da karşı değilim ama bunun sebebi ne?” Sustum. “Zaten benimde parmağım yoruldu” dedim ve sessizce odamdan çıkmasını bekledim. Ben Ankara’da o...

Haybeden Masallar Diyarı 2

Vazifesini iyi bilen kurşun asker, düzgün bir strateji belirlemenin gerekli olduğu kadar askeri gücünde öneminin farkındaydı. Bu sebeple öncelikle kendisine yeni masal kahramanı Emine’yi yardımcı seçmiştir, Emine silah olarak düşmanlarına tükürecekti ( Eminecik kızma bana ) ayrıca askeri güç olarak da breman mızıkacılarını seçmişti. Kurulan orduyla, öncülüğünü şirin babanın çektiği şirinler ordusunu yenilgiye uğratılacak ve pamuk prenses korunacaktı. Fakat haybeden masallar diyarının tek ve iyi yürekli kahramanı Emine, pamuk prensesin aslında iyi bir kalbi olmadığını anlar ve görevinden istifa ederek birincil vazifesine döner( üni. Öğrenciliği). Bunun ardından yalnız kalan kurşun asker şirine’nin cazibesine dayanamayarak kendisini şirinler köyünde bulur. Fakat Beter Böcek Şirine’sini kurşun askere yar etmez, ona kurşun döker ve kurşununu suda yorumlar. Gargamel kraliçeye olan aşkını ispatlamış, pamuk prensesi astırmış ve Amerikayı ele geçirmiştir. Gargamel’e göre her ...

Haybeden Masallar Diyarı

Pamuk prensesin hain cadısıyla kırmızı başlıklı kızın iş birliği yaptığı, Rapunzel’in şövalyeye kızıp saçlarını kazıttığı bir dönemmiş. Kendini çirkin sanan kraliçe kıskançlıktan çıldırırken bunu fırsat bilen prenses kendini prensin kollarına atmış.Prens kendisine has küstahlığıyla prensesi hor görüp onu yedi cücelere köle diye satmış. Cücelerin peşine takılan kurt prensese aşık olmuş. Bunu fark eden nine torunu kısmeti başkasına yar olmasın diye prensesi zehirli çikolatayla zehirlemiş fakat cüceler prensin gelip öpeceğini ve prensesin uyanacağının sanıyorlarmış. Nede olsa nesilden nesile böyle aktarılmış. Fakat 2000li yılların yaşandığı dünyada prens kendine çoktan kırmızı başlıklı kızı sevgili yapmış yaşlı babaanne bu duruma sevinse mi üzülse mi bilemediği için bütün suçu kızına yüklemiş. Cücelerden bir tanesi prensesin zamana yenik düşüp ölmesini istemediği için kendisine prens süsü verip prensesi öpmüş prenses uyanmış fakat artık 2 ayağının üzerinde duran güzel bir p...

Kırmızı

Kucağımda gri bir kedi. Çok küçük daha. Bana bakıyor. "Başımı kalbine koysana" diyor. Hafif sağa dönük uzanmışım balkonda. Yanımda annem var. Ya da bana öyle geliyor. Balkon manzaralı, uzaklara bakıyor. Çok yüksekteyiz gibi. Uzaklarla aramızda çok mesafe var. Akşamüstü. Tepemde solda ay ışığı var. Aslında bir yıldızın ışığı. Soğuk ve mavi. Sağına doğru başka bir bilinen ama hatırlayamadığım ışık, yıldız. Nedense ikisinin ortasına getirmeliyim kediyi diyorum.

Su baskını, yangın ve süzme bok

Umut Sarıkaya - Sobalı Ev ve bir su sızar yerden... gözler yere eğilir... küfür edilir ve yemeğe dönülür... ekranda behzat ç, bas devam düğmesine. daha bir ay önce yaşamışız aynısını abimle. hiç kasılacak bir durum değil, nasıl olsa sebebini o zaman da çözememiştik, sabaha bir şeyi kalmaz. ser havluyu baba... sabah uyandım. odanın dörtte biri su. hemen her vakit yerde olan bilgisayara doğru ilerliyor... halı eme eme çekiyor suyu. priz hafiften yemiş zaten, elektriğe de takılı. şarj aleti desen sırtüstü durmasa o da mefta olacak. o an abimi nasıl uyandırdığıma göre olayın seyri korku filminden polyanna'nın sinema uyarlamasına doğru kayabilir. "abi, abi kalk su!" desem sıçış ki ne sıçış! abim ilk on dakika ne olduğunu kavramayı bırakıp bağırmaya çağırmaya, küfretmeye başlayacak. "onu da getir bunu da ser" diyerek tecrübeyle sabit bir harp yaşatacak. en iyisi sessiz sessiz işe koyulup belli bir noktasından sonra işin içine dahil etmek... halıyı bi...

Les exercices d'écoute en français de rfi.fr

Des parcours progressifs de compréhension orale pour se familiariser avec le français parlé. Un court reportage autour de l'actualité culturelle forme le point de départ d'un jeu de pistes sonore allant du repérage à la compréhension du sens. Victor Hugo: "Discours sur la peine de mort" Discours sur la peine de mort prononcé à l'Assemblée Constituante le 15 septembre 1848. "Eh bien, songez-y. Qu'est-ce que la peine de mort? La peine de mort est le signe spécial et éternel de la barbarie. Partout où la peine de mort est prodiguée, la barbarie domine; partout où la peine de mort est rare, la civilisation règne. Messieurs, ce sont là des faits incontestables. L'adoucissement de la pénalité est un grand et sérieux progrès. Le dix-huitième siècle, c'est là une partie de sa gloire, a aboli la torture; le dix-neuvième siècle abolira la peine de mort. Vous ne l'abolirez peut-être pas aujourd'hui; mais n'en doutez pas, demain vous l'ab...