Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ada Vapurundan

Kendiliğinden kızaran yanaklarım var benim. Herhangi bı allığa kimyasala bulanmamış pembeliklerim. Bazen ada vapuruna yetişmek için hızlanan kalp atışında bazen gülümsemeni hayal edişimde kızaran elmacık kemiklerim.  En mahremimi bile paylaştığım tek dostla yapılan sohbetlerim var mesela. O zamanda gözlerimi kırpıştırıyorum konuşurken. Bazen yalan söyleyecek oluyorum, burnum kaşınıyor kızarıyorum sonra bı sigara yakıyorum, biranın kokusunu içime çekiyorum Bülbül olup şakıyorum. Sarımsak soslu kalamar geliyor sofraya gülümsüyorum mahcubiyetten bır kere daha kızarıyorum. Ama en güzel çakırkeyifken pembeleşiyorum. Şarkılar söyluyorum kendi kendime, nakarattan giriyorum ucunu basını bulamıyorum cümlelerin kahkahayla sonlandırıyorum gülümsüyorum. Kendimden çok çevreme sarıyorum.  Sanki herkesin derdi benim. Tek basıma çare oluyorum hepsine gururlanıyorum kızarıyorum, devleti bile tek basıma kurtarıyorum kadehin biri bitip öbürü geldiğinde, sövüyorum da sinirlenince tutamıy...

İki Kule İki Terkediliş ve İmkansız Bir Aşk Hikayesi

            Kız kulesi adını aldığı prensesi koruyamamıştı. Oysa ki kral sadece kuleye güvendiği için ona emanet etmişti kızını. Hatta sadece kızı için yaptırmıştı denizin ortasındaki yakışıklıyı. Bir meyve sepeti bir yılan ve bir hayat...            Herkes prensesi koruyamadığı için kız kulesine sitem etmiş.            Dalgalar vurmuş duvarlarına, martılar terk etmiş bir bir, yapayalnız bir başına kalmış suların ortasında ama kimse bilmemiş, hissetmemiş kulenin prensese nasıl aşık olduğunu. Onu o yapanın prenses olduğunu anlaşamamışlar, gelen her sandalda duvarlarına dokunan her kadında prensesini aramış, bulamamış. Çünkü prensesi ölmüş ve bu aşk hiç bitmeyecek bir hikaye olarak kalmış.               Çok uzakta değil, hemen Haliç'in yanı başında bir aşk filizlenmeye başlamış. Galata ve Hezarfen'in aşkı. Sanmayın ki iki taraflıymış bu sevgi, kızımız yine tek ...

Kulenin Hezarfen' e Aşkı..

Üç yıl sonra ilk kez yalnızım. Galata'dayım.  Kulenin hemen dibinde. Ahşap masa ve sandalyeler eşliğinde yudumluyorum bu soğuk İstanbul akşamını. Gün içinde pek mümkün görünmüyordu benim için biraz kafayı dinlemek, yalnız kalmak ve içime dönmek. Bir tarafımda taze patlamış mısır kokusu bir yanımda ise yan masada dedikodu yapan kızların çirkin parfüm kokusu ve tam karşımda gözlerimi kaldırıp havaya baktığımda Galata, ay ve martılar... Çayım geldi ince belli bardağımda. Tadı acı belli ki öğleden kalma, lüks kafelerin ya da mekanların çaylarına benzemiyor tomurcuk yok içinde ama bir huzur var. Aldığım her yudumda beni kendime getiren, özüme döndüren tek başıma mutlu olmayı bilen Belma yapıyor beni. Kimseye itiraf edemediğim, ifade edemediğim hep içimde bir yerde üstüne duman örttüğüm biraz kalamar biraz  bira döktüğüm hatıralar kirpiklerimde şimdi. Neyin arkasına saklandım böyle? Kimden neyden saklandım? Çığlık atmaktan mı korktum? Ya da elime ne gelirse fırlatmakta...

Bu Bir İtiraf Notudur.

Her zaman olduğumdan bir fazlası olmak istedim. Mesela saat yedide uyanıyorsam altıda uyanıp spor yapmayı, domatesi ve zeytini bol kahvaltılar hazırlamayı istedim Hiç bir zaman elimdekilerle yetinmedim. Kimisi bunu olumlu bir özellik olarak değerlendirse bile ben he zaman zararını gördüm. Mesela Türk kahvesi; kendine öz fincanı var. Ben onunla yetinmedim, tanıdı çıkartamadım, keyfini sürmedim, süremedim. Gittim ve kendime bir kupa Türk kahvesi yaptım. Mutlu oldum mu? Evet. Uzun süre mutlu oldum ama bitti. Mesela Gazi'den lisans mezunuyum. Yetinmedim ALES'e girdim. Maalesef sadece seksen alabildim. Yetindim mi? Hayır. Sadece bir üniversite ve bir bölüme başvurdum ama sınavına girmedim. Puanımı yetersiz buldum bir sonraki yıla erteledim. Bir isim vardı, öğretmenlik yapıyordum. öğrencilerim çok seviyorum sonra bir teklif geldi iki işi birden yapmaya başladım. Şimdi hem öğretmenim hem de asistan. Düzenim gayet iyiydi. Hafta sonları öğretmendim hafta içi asistandım, maal...

Belma ve Gurbetçinin Metrobüsle İmtihanı

Sevgili dostum     Yine bir toplu taşıma aracı yine metrobüs ve yine karmaşa. Acaba ne zaman kendi aracım olarak ve acaba ne zaman İstanbul trafiğinin tozunu attıracağım?      İşe geç kalmanın verdiği huzursuzlukla,  tıkış tıkış metrobüs istifinde ilerlerken boş bir yer buldum. Bilirsiniz hani önden ikinci terk koltuk hafif 1,5 kişilik olan. Ama biz ne yapar eder iki kişi otururuz oraya, çünkü biliriz ki yol uzun.  Ulaşacağın yere en az iki taşıtla gittiğini, yorulduğunu biliriz. İşte bu yüzden cam kenarında olan iyice yapışır cama elinden geldiğince. Oturacak ikinci kişi de bilir bunu. Hafif bacaklarından kuvvet alır. Patates çuvalı gibi yüklenmez yol arkadaşına. Biz böyle yolculuk ederek aylarımızı geçirdik metrobüsde. Ama gelin görün ki zaten sabah sabah işe geç kalmışım. Gece çözerim dediğim testleri de çözemedim pişmanım, şu yarım porsiyonluk yere oturayım da tarih notlarını tekrar edeyim dedim. Demez olaydım. Nerden bilebilirdim yanımdak...

Amaçsız yazı.

Karmakarışık,tutuklu bir rüyadayım. Uyanabilsem,kendime gelebilsem, Hayatın anlamsızlığını çözebilsem. Demiş Sedat Çepe, kimdir, nerelidir bilmiyorum, çok önemi de yok zaten, sadece an itibariyle aynı duyguyu paylaşıyoruz. Gün geçmiyor ki, sabah gözümü açtığımda, yeni günün, yeniden yaşanılıp yaşanılmayacağını sorgulamayım... Camus bile yaşamaktan yanayken -gerçi çok ironik bir şekilde trafik kazasında ölmüş olsa da- acaba yaşamaya değeceğini fark edecek kadar çok düşünmüyor muyum diye düşünüyorum bazen. Çok düşünmenin ne anlamı var ki, eğer mutlu olacağımı ya da mutlu olduğumu kanıtlamak için düşüneceksem, Virginia da intihar etmeden önce son mektubunda;  "Kimse bizim seninle mutlu olduğumuz kadar mutlu olamazdı." demiyor muydu? Onun için mutlu olmak yetmemişti demek ölmeyi istemek için.  Peki ölmeyi istemek için ne gerekirdi, ölmeyi istememek için veyahut. Her sabah uyandığında, uyurken ya da hep aynı düşüncelerle dalıp gidilecekse, her şey anlam...

Belma Minibüste

Sevgili Dostum. Gün geçmiyor ki toplu taşıma araçlarında Belma'nın başına birşey gelmesin. Bu akşam ele alacağımız aracımız minibüs. Akşamın dokuzunda Zeytinburnu'ndan yola çıkıp ik isaate mesafedeki evime giderken yaptığımı tek şey toplu taşıma araçlarını kullanmak. Daha önce yanıma bir hayat kadını oturup kendini şoföre beğendirmeye çalışmıştı bunu yaparken giydiği kısa eteği birden yok olmuştu. Bu sefer ise Bali kullanmış sağ gözü tahminimce bir kavgada morarmış ve malesef ayakta zorlukla bile duramayan adamdan bahsedeceğiz. Bindiği duraktan beş on metre sonra  akciğer kanseri olduğundan, bir durak sonra aslında kanser olmadığını ama bıçaklandığından bahsetti. Aynı şekilde bu yaralanmanın akciğerden olduğun beş kere anlattı. Minibüs şoförüne dualar ederek muavinlik yapmaya çalıştı fakat sorun bir kişi diyerek parayı uzatan kişiden üç kişilik ücret almasıydı ve elindeki bitmiş ilaç kutusunu herkese gösterip etrafa fırlatmaya çalışmasıydı. Bu muavin adamın çık...