Ana içeriğe atla

Yol Arkadaşım Metrobüs

Bu notu çalışmaktan bedeni iflas etmiş, kafası çalışmayan bir insan olarak yazıyorum.
Bazı günler altı, bazı günler dokuz ve haftanın iki günü de onikişer saat çalışan ve günlerdir izin kullanmayan bir Belma olarak yazıyorum. Parmaklarımın bile yazı yazmaktan bıktığı, gözlerimin bilgisayar ekranına bakmaktan renginin değiştiği (morumsu, kırmızımsı ) İstanbul'da metrobüsün bile trafiğe takıldığı  en az 5 saatimin yollarda geçtiğinden bıkmış bir Belma olarak yazıyorum. Avcılardan binen yolcuların eğer oturacak yer kalmadıysa indiği, fakat ara duraklarda metrobüse binmek için şekil değiştirdikleri şehirdeyim.  Ah metrobüs yaktın beni. Ankara'da olsan trafiğe takılır mıydın acaba merak ediyorum.!!
Okula ilk başladığımdan Ankara'dan nefret ettiğim, böyle şehir mi olur diye söylediğim günleri şimdi mumla arıyorum.
Eğer tek bir gün bile iznim olsa koşa koşa soluğu Ankara'da alacağım. 
Yani özledim. Ankara'da ki ve Ankara'ya gidecek arkadaşlara selamlar. 
Bu soğuk havada; Ankara şimdi bir başka güzel!
İstanbul'u seviyorum ama Ankara'ya karşıda boş değilim. =)

(Saçmalanmışlık)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Geliyorum Josephine, yıkanma!

Toplumların temizlik anlayışı tarih boyunca değişmiş. Şimdi yaşanan ise küresel ölçekli bir değişim. Modern yaşamı etkisi altına alan hijyen ideolojisi, getirdiği standartlarla doğal ve insani olanı dışlıyor. Katherine Ashenburg Dirt on Clean adlı kitabında temizlik pratiklerini anlatıyor. Her kültürün kendine, pislik ile aşırı titizlik arasında en mükemmel nokta olarak seçtiği bir temizlik anlayışı var. Modern, orta sınıf Kuzey Amerikalılar için "temiz" kelimesi her gün aksatmadan duş almak ve ardından da parfüm sıkmak anlamına geliyor. Oysa 17. yüzyıl aristokrat Fransız erkeği için temizlik, her gün iç çamaşırını değiştirmek, ellerine su serpmek ve vücudunun geri kalanına su ya da sabun değdirmemek anlamına geliyordu. Birinci yüzyılda Romalılar için iki saat ya da daha uzun süreler vücudu farklı sıcaklıklarda suyla ıslatmak, metal bir aletle vücudun terini ve yağını kazımak demekti. Son olarak da tüm vücut yağlanarak temizlenme işi tamamlanıyordu. Her gün, herkes bir a...

Knorr salata sosu, fesleğenli ve kekikli - Tarifini açıklıyorum :)

Bir yıl öncesine kadar bu sosu çok tüketiyordum. Salataya çok güzel bir tat katıyor. 4 kaşık su ve 4 kaşık yağ ile sosu karıştırıp salataya döküyorsunuz. Nasıl bir sos ise, insanın salatayı yedikçe yiyesi geliyor. Hatta arkadaşımla abartıp mayonez de sıkarak yiyorduk salatayı. Ne günlerdi... Sonra neden kendim yapmıyorum bu sosu dedim ve ambalajın arkasındaki tarifi aldım. Sanırım hevesim kaçtığı için bir gün bile yapmayı denemedim evde. İlk okuduğumda zerdeçalın ne olduğunu bilmiyordum. Kesin asıl tadı veren baharat budur diye düşünüyordum. Henüz denemedim ama zerdeçalla tanıştım. Fikrim değişmedi; bence hâlâ işin püf noktası zerdeçal ( 2011 notu: Lezzetin potastum glutamattan geldiğini anladım. İnternette biraz araştırırsanız, çin tuzu diye de geçen bu kimyasalın, alınan tatları daha yoğun hissettirdiği belirtiliyor. Fakat aksini söyleyen pek çok kurum olmasına rağmen ben sağlıklı oluşu/güvenilirliği konusunda -hele ki mevzu ticari ürünler olunca- şüpheliyim). İşte tarif: Kurutulm...

Dünyanın ilk meyvesi, nar

Sıcak bir yazın ardından yine sonbahar geldi. Onlarca çeşidiyle yaz mevsiminin güzel meyveleri de yavaş yavaş yerini kışlık meyvelere bırakıyor. Ancak meyvelerin en önemlisi bu ayda karşımıza çıkıyor. Eski Mısırlılar tarafından dünyanın ilk meyvesi olarak kabul edilen nar, sahip olduğu eşsiz özellikleri nedeniyle zeytin ve üzüm gibi uygarlığımıza yön veren bir meyve olduğu kabul ediliyor. Binlerce yıldan beri tanınan ve yaklaşık 5000 yıldır kültürü yapılan narın meyvesi dışında gövdesi, kabukları, odunu ve kökleri bir çok değişik alanda kullanılıyor. Kullanım alanlarına gelmeden kısaca narı tanımaya çalışalım.