Paris'in hocaları bir başka üfler

Kim demiş hacı, hoca, medyum, falcı, kırık çıkıkçı ve bilimum işe çare bulan dayılar yengeler bir bizde var diye? Öyleleri var ki, daha profesyonel, daha çağa ayak uydurmuş... İşte bir başka üfleyen, iş, aşk, para, mevki, eğitim, aile sorunlarına kökten çözüm getiren hocalarımızın bol yazım hatalı (burada bilerek yapıldığını sandığımız bir özensizlik var; çok özenli olursa inandırıcılığını yitirir gibi bir kaygı var galiba), kelepir hizmet ilanları... Sıkıntısı olanlara duyurulur.






0 yorum :

İçelim görelim albümü



Şişe biriktiremiyoruz bari fotoğraflarını biriktirelim. Bir de peçete biriktirme adeti vardı eskiden. Ben de pek çok cins şeyin yanında DOS oyunları biriktirirdim bilgisayarda. En son güncelleme: 25 Ağustos 2013.

0 yorum :

Yumiyum



Ağıza yapışan, dişleri kamaştıran o kıvam. Cins cins zararlı katkı maddeleri, "meyve özlü" ama meyvesiz içerik. Anılar ve Yumiyum.

0 yorum :

O'na De Ki.


Bir şemsiyenin altında yürümüştük seninle yağarken yağmur. Kirpiklerimize kadar ıslatan yağmur gözlerimizdeki aşka ulaşamamıştı. Biz seninle yetiştiğimiz son vapurda denizi aşka boğmuştuk gözlerimizle. Ve deniz aşkımızla sonsuz olup yayılmıştı dünya ya. Artık denizin ulaştığı her yer aşk, denizin ulaşabildiği her yer gözlerindi. Ve ben şimdi ne zaman bir deniz kenarından geçsem gözlerini yeşili dalga olup vuruyor gönlüme.

İstanbul, sahil şehri, deniz şehri gönlümün. Gözümün görebildiğine sen, yüreğimin sevebildiğine sevgi.

İstanbul her tarafı sen gözümde, attığım her adımda bir kez daha seviyorum seni. İstanbul duyur sesimi ona de ki. “çok özlemiş seni, dön geri”.

Vakitlerden bir ağustos ayı. Zamanlardan onbeşi bugün.

Bugün denizi göremedim gözlerimde dalgalar hafiflemiş, rüzgar sesini götürmüştü yüreğimden. Duymaya çalıştıkça uzaklaştı sesin ve ilk sesini kaybetti aşkım. Oysa ne çok severdim sesini, adımı anınca dudakların sesin yankı olurdu, yüreğime çarptıkça çoğalır çığ olurdu parmaklarımda. Şimdi ne sahildeki kum taneleri sesin nede benim tenim hissetmekte kum tanelerini. Oysa ben bir martının denize olan aşkı gibi sevdim seni. Sonsuzluğa ulaşan okyanus olan benliğimde.

Bugün hayalimde canlandırdım seni. Bir kez daha.  Gerçekten gelecekmişsin gibi.

Ben bu gün bir kez daha seni sevdim. Seni aradı gözlerim. Ellerin, duruşun, gülüşün, aradıkça uzaklaştın benden bu gün tam 4 yıl oldu. 4 yılı doldurdu gözlerim sensizliğinde.

Şimdi  ne çok sevdiğim  sesin var hatırımda ne de adımı anışın.

İstanbul ona deki “ Az kaldı gidiyor gönlünün deniz şehrinden, seni de yanında götürüyor. Ama artık ne Bakırköy var orda her kaldırım taşında ayak iziniz olduğu ne de ‘Dost’ adını verdiğin deniz manzaran. Ne denizi aşkını anlattığın deniz ne  de Üsküdar da bir merdiven basamağı her adım da kalbine yaklaşan.

Gidiyor belki geri dönmeyecek ama bir dört yıl daha senin olacak gülümseyişi, ilk sana gülümsediği gibi hatırlayacak o ilk karanfili. Defterini arasında biriktirdiği gibi verdiğin gülleri adına yazılmış yazıları biriktirecek sana ayrılan hazine sandığında. Seni unutamayışını anlatacak yıllarboyunca arkadaşlarına ve arkadaşları seni her gün ilk kez tanıyormuş, ilk kez dinliyormuş gibi yapacaklar sadece o üzülmesin diye.

Ve bir kez daha murat yılmazyıldırım’ı dinleyecek. Aynen şimdi olduğu gibi. Seni tanımayan yok bu şehirde diyecek ve İzmir seni tanıyacak onun gözünden.”

15 ağustos 2011   Belma DEMİR

0 yorum :

Aslı arası bir sarma ve İngiltere


aslı arası bir sarma mı sadece?
o sarma zeytinyağı parlıyor,
içi kimbilir nasıl baharlı,
ince uzun sarılmış o sarma...
orada börekler var,
karpuzlar, zeytinler var, salatalar, turşular...
tanıdık su bardakları, örtüler,
özel günlerde kıyılan servis tabakları var...

0 yorum :

İnsanı hapseden bazen kendisi...


insanı hapseden bazen kendisi...
üzerindeki "kendi" elbisenle kendini "kör" ediyorsun.
aynı zamanda şuh, çekici, sadece bir parça kumaş var üstünde.
hani bıraksan özgür gibi.
ve renkli de aslında seni kapatan kumaş,
biraz mavi,
ilk bakışta "güzel" bile gösteriyor seni.
ama gösterdiği şey sen misin, gördüğümüz sen misin,
yoksa renkli bir kumaş mı?
gözlerini göremiyoruz ki,
nasıl bileceğiz seni?

0 yorum :

Gözlere takılan


Saat 02.42, Ağustos'un 8'i. Her gece olduğu gibi, kirpiklerimin arasına yerleşmesi için uyku perilerini bekliyordum. Bir türlü karşılaşamadığım, ama her gece tanışmayı beklediğim peri yine gelmemişti. Uyku perisi diyorum, çünkü uyku ile tanışamadım. Tanışsaydım eğer, küçük bir kız çocuğu iken hiç sevmediğim-sevemediğim ama şu sıralar bana sevimli gelen,hatta kendimi minnacık hissettirmeyi başaran masal kahramanlarına sığınmazdım.

0 yorum :

mavi


   Bir sigara yakıp tabureye oturdum. Çalışma odam iki adımlıktı. Bir masa ki tüm odayı kaplıyordu, üzerinde mavinin tüm tonları ve büyüklü küçüklü fırçalarla doluydu. Yerlerde sayısını bilemediğim kadar desen vardı, üzerine sıçramış mavilikler ve kırmızılıklar ayrı bir hava katmıştı desenlere.  Gözlerim desenlerde gezinirken, bir anda durdum; uzun zamandır tanıdığım,özlediğim,uykularımı kaçıran gözlerle karşılaştım. Gözleri maviydi,vücudu maviydi,elleri maviydi;yattığı yatak mavi,yastık mavi,duvar maviydi,tüm oda maviydi. O sırada elimi birşey ısırır gibi oldu,gözlerimi ellerime çevirdim.Yaktığım sigara bitmiş ve sonundaki kor parmaklarımın arasına yerleşmeye başlamıştı.İstemsiz şekilde bıraktım izmariti , desenler yanmasın diye düşünmeden çıplak ayağımı bastım izmarite.Ayağım yanmış olmalıydı,fakat hissetmiyordum.Ayağımı bastırdıkça bastırıyor,ben bastırdıkça ayağım izmariti daha da fazla eziyordu. Tekrardan mavili odaya döndüm, girdim odaya.Duvarda mavi ve kasvetli Baudelaire portresi vardı.Belli ki sözcüklerle oynayan biriydi bu odada kalan. Sözcüklerini maviye boyamış birisiydi yatakta  uzanan kişi. Mavinin tonları rahatsız edecek kadar fazla ve yoğundu. Adeta çıldıracaktım.
   Çıktım odadan, duvarda yeni boyamaya başladığım tuvale yöneldim.Tuvalin karşısına geçtim; tuvalin tam da ortasında koskocaman bir mavi vardı ,kenarlarını çeperleyen kırmızılarla olan münakaşası ilk bakışta göze çarpıyordu.Mavinin içine girdim, orta yerinde  durdum. Elimdeki fırçada kenarına biraz kırmızı bulaşmış koyu bir mavi vardı. Tuttum sürdüm tuvale, sonra bir hışımla elimdeki bezi tuvale götürüp boyadığım  maviyi sildim. Sırtımı döndüm tuvale,masaya baktım. Kullanmak üzere yere attığım poşeti elime aldım ve tüm mavileri koydum içine, geriye bir iki kırmızı kaldı. Açtım pencereyi , elimde tuttuğum poşeti  fırlattım sokağa. Sokak mavi oldu. Kapadım pencereyi,çektim perdeyi, tekrardan oturdum tabureye. Bu sefer yerdeki desenlerde değildi gözlerim, duvarda asılı tuvale baktım. Tuvale bakarken bir sigara yaktım, elimdeki sigarayı dudaklarıma götürürken dumanından çıkan mavi gözlerime kaçtı. Ağlamaya başladım, maviydi.
  Çalışma odasının kapısını açarak üst kata koştum, üst kat kırmızıydı.Kırmızıydı koltuk,perde,kitaplık,fanustaki balık,yerdeki minderler,masadaki çiçekler... Ve kırmızıya uysun diye , üzerinde kırmızı çiçekler olan siyah bir masa. Maviye yer yoktu bu odada, tüm maviler; sokakta,kapalı odada,önceden çizilmiş; duvarında Baudelaire portresi olan odadaydı.Bir de masada el yazısı ile yazılmış kağıt parçasında ''ve bir mavi şarap gözlerindeki ,musiki gölgelerinde yorgun * ''
    *Ahmed Arif ''isimsiz'' şiirinden.
                                                                                          s.y

0 yorum :

Babalar var



Maman dit "travailler c'est bien"
Bien mieux qu'être mal accompagné
Pas vrai ?
Où est ton papa ?
Dis-moi où est ton papa ?
Sans même devoir lui parler
Il sait ce qui ne va pas
Ah sacré papa
Dis-moi où es-tu caché ? ...

* Papaoutai, babasını isteyen (özleyen demiyorum, isteyen) bir çocuğun yakarışları. Neredeydi ki babası? Herkes çocuk yapmasını bilirdi, peki "baba" nasıl yapılırdı?

* Görece yeni baba olmuş bir arkadaşım izletmişti bu klibi işteyken. Kendisini tanısanız, her şey ve hiçbir şey hakkında oturup saatlerce sohbet edebilirsiniz. Ankara'yı sevme sebeplerinden biridir kendisi, böyle güzel insanları barındırdığı için. Burada ondan bahsetmesem sızızlardı içim. "-ızızlamak", "eti süzdürüp gelmek", "makro ve mikro ekonomi", "arz talep ve insanlık dengesi"... işte bunlar hep önemli şeyler hayatta. Güleç bir baba, derin bir dost, iyi ki varsın O.

0 yorum :

Hünkar Beğendi etkisi.



Patlıcanlı yemeklerin hastası olarak, daha önce hünkar beğendi yemediğim için kendimden utanıyorum. :(

Malzemeleri: 
• Dana eti
• Patlıcan
• Kuru soğan
• Domates
• Sivri biber
• Domates salçası
• Su • Tuz • Çiçek yağı • Karabiber

Beğendisi İçin Malzemeler:
• Közlenmiş patlıcan
• 2 Çorba kaşığı un
• Göz kararı soğuk süt
• Rendelenmiş kaşar peyniri
• Tuz • Karabiber • Çiçek yağı

2 yorum :

Barfi ! Aşkın dile ihtiyacı yoktur.






( Yazıyı okumadan önce, şarkıyı açmanızı şiddetle tavsiye ederim. ) 

Film hakkında ve yazacaklarım hakkında o kadar düşündüm ki, şu an yazıncakı kapatıp filmi açasım var :) Fakat 2.kez izleyeli çok olmadı, 3. için biraz ara vermek lazım ki eski tadı yeniden alabilelim :) Film hakkında yazarken bu gülücüklerden bolca kullanacağım :) (: 

Barfi şimdiye kadar izlediğim en güzel romantik komedi. Filmi izleyenlerin " Aynen yaa" dediğini duyar gibiyim. :) Barfiden önce bu yer Amelie ve Ninoya aitti; kelimeleri harcamadan sessizce sevişilebileceğini, hayatın sadece isteyerek özel kılınabileceğini Ameliden öğrendik :) Hiç konuşmadan aşık olunabileceğini, aşkın sadece saf aşka ihtiyacı olduğunu da Barfi ve Jihlmilden :) 

0 yorum :

Ev yapımı soğuk çay


Bugün şöyle soğuk bir şey olsa da içsek diye konuşurken ne alalım diye sorduğumda sağlıklı bir cevap bulamadım. Marketlerde satılan içeçeklerin çoğu glikoz şurubu, asitli ve bilmem ne aromasından oluşan yapay ve lezzetsiz şeylerdi. Ayrıca çok da pahalı şeyler. Aklıma buzlu çay yapmak geldi. Tariflere baktım, son derece basitmiş. Herhangi bir çay yaptığınız zaman eğer kalırsa dökmeyin. İçerisine biraz taze meyve sıkın, bal reçel gibi tatlandırıcı ya da şeker ilave edin ve buzluğa koyun, soğutup buzlu çay olarak içersiniz. Birkaç denemeden sonra damak tadınıza uygun tarifleri bulacağınızdan eminim. Bu yazıyı limonlu buzlu çayımı içerek yazıyorum, nefis olmuş :)

Şimdiden afiyet olsun.

1 yorum :

Tek Başınalık

Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü biri
Ve hiçbir şey yapmamaya karar verdi
Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü bir öteki
Ve yalnızlığının kuytuluğuna çekildi
Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü bir üçüncü
Ve tek başına düşünmeyi sürdürdü
Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü yüz binler
Ve tek başınalıklarını sürdürdüler
Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü milyonlar
Milyonlarcaydılar
Ve tek başınaydılar
Bu arada birileri
Onlar adına
Karar vermekteydi
Tek başına olduklarını sananlar
Topluca ortadan kaldırıldılar.

Ataol BEHRAMOĞLU




0 yorum :

Sabahattin Ali üzerine



Genel olarak çok kitap okunmayan yazık ülkemizde, -çok kitap okumuş, okuyan, doğal olarak bu konuda kendine güveni az da olsa gelişmiş bir okuyucu olarak- kitap okuyan ya da okumaya çalışan kimseleri hep gözlemlemişimdir; diyebilirim ki, bu kimselerin bazıları çok kitap okumayan kimselerdir, bundan dolayı ne zaman bir kitap okusalar çok etkilenirler- bazen etkilenmiş gibi yaparlar-  kitabı herkese anlatma ihtiyacı, sürekli ondan konuşma isteği duyarlar,vardır böyleleri, illa ki görmüşsünüzdür, (umarım ilerleyen yıllarda bu gibi kimselerle pek karşılaşmazsınız) neyse, konu o kimseler değil, o kimselerden birinin bana geçmiş yıllarda Sabahattin Alinin,Kürk Mantolu Madonna hikayesini önermiş olmasıdır, kitabı günlerce anlat anlat bitirememiş olması, ve sonunda bana -Türk yazarları çok sevmeyen, önyargılı bana- gidip kitapçıdan Kürk Mantolu Madonnayı aldırmış olmasıdır. Kitabı bir gecede bitiren ben, önyarılarından tamamen arınmış bir şekilde günlerce kitabın etkisinde gezmiştim. Altnı çizdiğim bi kaç cümleyi paylaşıyorum.

0 yorum :

Türkiye otomobil pazarı(kazığı) hakkında.



Meraklı olduğum bir konu ile ilgili ülkemizde yapılan haksızlıkları anlatmak istiyorum sizlere.

Ülkemizde maalesef otomobil firmaları halkımıza çok büyük kazık atmakta ve bu kazık miktarı gün geçtikçe artmaktadır. Türk halkının yapısını, bilinç seviyesini çok iyi kullanıyorlar.

Türkiyede'ki yüksek vergiler ve yüksek fiyatlı akaryakıt hükümet kadar otomobil firmalarının işine yarıyor. Ülkemizde bildiğiniz gibi dizel yakıt benzine göre 60kuruş civarı daha uygun. Ayrıca dizel yakıt kullanan bir araç benzinli bir araca göre daha az yakıt tüketmektedir. Dolayısı ile dizele olan talep ülkemizde daha fazla. Dizele olan yüksek talepten dolayı otomobil firmaları dizel araçların fiyatını anormal bir şekilde arttırmaya başladı. Örneğin,
Toyota corolla 1.33 life benzinli 45.400tl,
Toyota corolla 1.4 life dizel 58.900tl.

vw golf 1.2 tsi comfortline 48.300tl,
vw golf 1.6 tdi comfortline 61.000tl.

Gördüğünüz gibi dizel kazığı 13.500tl leri bulmakta. Aralarında maliyet farkı çok azdır. Diğer ülkelerde fiyat farkı çok az. Ama bizde bir marka nasıl bu kadar kolay bir şekilde 13.500tl kazık atabiliyor şaşırıyorum. Kimsenin itirazı yok, kimsenin tepkisi yok. 13.500tl fazla olmasına rağmen dizel satışları çok daha fazla. 13.500tl fazla vererek ekonomi yaptığımızı sanıyoruz.

Otomobil alırken iyi araştırmalı, kazık politikası uygulayan firmaları protesto etmeliyiz.

0 yorum :

Yollarımız


Selam olsun bu yazımı okuyan güzel insanlara,

Bizim yollarımız neden böyle? Akp hükümetimizin en çok reklam yaptığı konulardan birisi yollar. Sürekli yaptıkları yollardan bahsediyorlar. Haklarını yemeyelim, çok güzel yollar yapıyorlar. Ama.. Ama..

2 yorum :

İçine sıçılan müzikler: Nikkfurie - Thé A La Menthe



Bir iletişim dersinde rastlamıştım şu kavrama: "koşullandırılmış haber", veyahut "koşullandırılmış müzik" de diyebiliriz. TV'de ana haber bültenlerinde sıkça rastladığımız fon müzikleri, aslında bizim o haber hakkında ne düşünmemiz gerektiğini önceden belirler nitelikte. Türkiye özelinde düşündüğümüzde en çarpıcı olanı, ülkede esasında düşük yoğunluklu bir savaş söz konusuyken, pkk saldırılarını acılı, hüzünlendirici müzikler eşliğinde görmek, savaşın diğer yüzünü ise, füzeleri, uçakları, tankları, tabiri caizse "gaza getiren" müzikler eşliğinde görmek. hangi tarafı "tutacağımız" önceden ne de belli, değil mi?

İşte yazının konusu olan o güzel müzik, böyle hiç edilen bir müzik! atv ana haber bülteninde ekonomi haberleri eşliğinde duyduğumuz, aşina olduğumuz. Hani sanki, ekonomi hep tıkırında, borsa iner çıkar bir oyun misali, ev fiyatları yükselir şa-la-la... Halbüsü ne de güzeldir, Cezayirlilerin nane çayı (fr. the a la menthe)! üstelik paris'te geçirdiğim bir yıl boyunca bana kendini en çok sevdiren içecek o iken. Ah bir de şarkısı... bu tür güzel müzikleri haber bültenlerini anımsamadan dinlemek mümkün olsaydı keşke... 

0 yorum :

En alttaki adam ve Las Vegas



Gözünü açtı. Sağı solu yokladı. Işığı bulmak için hep aynı zorluklar... Yastığın altındaki feneri eline aldı, daha geniş aydınlatsın diye tavana tutarak terliklerine bakındı. Köşeye gitti. Bir bardak su içti. Tezgahın üstündekilerden kendine bir ekmek hazırladı. Her seferinde yeni şeyler ekleyip daha da lezzetlisini buluyordu. Ne kadar sağlıksız olursa o kadar iyi!

0 yorum :