e. yokken

fark ettim ki, e. gittiğinden beri buraya bir şey yazmıyor. ona diyecektim, neden yazmıyorsun e. diye. ama bunun yerine, aynı şekilde uzun zamandır kendim de yazmadığımı göz önünde bulundurarak önce buraya yazmayı tercih ettim.

öyleyse okuyuculara (bu blogu e.'den ve benden başka okuyan varsa şayet) e.'nin yokluğundan bahsedeyim.

ilginç bir şey, tahmin edilebileceği gibi, biraz yabancılık yaratıyor, ama dolaylı bir yabancılık, yani "eğer burada olsaydı şu an neleri konuşuyor olurduk acaba"nın, gerçekte o an konuşuyor olduğumuz şeylere yabancılığı gibi. konu olarak değil, ama kendimizi konumlandırmamız olarak. örneğin bazen sanki e.'nin şu an burada süren açlık grevlerinden bihaber olduğu yanılgısına kapılıyorum. ya da burada benim gün içinde gündemimde olan herhangi bir başka şeye. sonra bunun böyle olmadığını öğreniyorum, ama bir yandan da e.'nin oradaki gündeminden bihaber hissediyorum kendimi zaman zaman.

tüm bunların yanı sıra, beklemenin (durup-beklemeden, yürüyüp-beklemenin) ne kadar güzel bir şey olduğunun farkına varıyorum. ve aslında bunun daha önceden de yaptığım bir şey olduğunu fark ediyorum. kaç zamandır, kim bilir şu dünyada kaç insan, bir şeyin zamanını yaratarak aynı anda onun zamanını bekliyor... beklemenin bu türlüsü genelde "beklemek" diye gelmiyor dile. ama işte, bugün geldi dilime, böyle de bekleniyormuş, ve hep böyle bekleniyormuş.. dedim.

Rüyalarımdaki korkular bir değişik oluyor sonra. çeşit çeşit kabusların arasında, bir de sabahına uyanınca kendime güldüğüm, ama o rahatsızlık duygusunu üzerimden atamadığım bir rüya ekleniveriyor: zaten 2 haftacık görebilecekmişiz e. ile birbirimizi, 1 haftası geçmiş, kalmış bir hafta, ve fark etmişim ki, 1 hafta boyunca hiç sarılıp birlikte uyuyamamışız. gündüzleri konuşmuşuz da gece ne olduysa birbirimizi bulamamışız. rüyanın geri kalanı, sarılıp uyuyamadan geçirilmiş 1 haftaya vah etmekle geçiyor. sonra uyanınca birkaç saat devam ediyor mutsuzluğu.

sonra başka, bir düzen giriyor hayatıma, özellikle akşam evime gitmekle ilgili. çünkü e. bilgisayar başında beni bekliyor. o gece eve gitmeyeceksem mail atma sorumluluğunu almış bulunuyorum. ve bu olay hoşuma gidiyor. yüzünü bilgisayar ekranında görmek değil ama, onu ekleyeyim, o berbat bir şey. yine de çok alternatif yok bu konuda (sadece mektupla haberleşmek de denenebilir belki)

şimdilik aklımda olanlar bunlar.
bir de burada olmadığından, çağrıştırdığı şeylerde var etmeye çalışıyorum bazen onu. mesela bir fincan kahvenin kokusunun burnuna burnuna vurması gibi.




0 yorum :

Zehirli maddeler kullanmadan evde temizlik

Artık hiçbirimiz anneannelerimiz gibi evi süpürmüyor, çamaşırı küllü sularla yıkayıp güneşte kurutmuyor, yerleri arap sabunuyla fırçalamıyoruz. Buna vaktimiz yok. Temizlik için "hoş kokulu", "beyazdan daha beyaz yapan", "iz bırakmadan pırıl pırıl yıkayan", "mikroplardan arındıran" yardımcılarımız var. Ancak evimizi, eşyalarımızı, giysilerimizi ve yediğimiz yemeğin artıklarını temizlerken (!) bedenimizi, suyu, toprağı, havayı, doğal ortamları nasıl kirlettiğimizin farkına varmıyoruz.
Oysa çevreyi ve insan sağlığını tehdit eden temizlik maddeleri yerine ev temizliği konusunda çevreye karşı sorumlu pek çok seçenek bulunuyor. Buğday Dergisi olarak derlediğimiz doğal temizlik maddelerinin çoğu modern, sentetik karışımların, doğal döngüye saygı ön planda tutularak hazırlanmış versiyonları. Ayrıca bu tarifler işinizi istediğiniz şekilde göreceği gibi, size tasarruf yapma olanağı da sağlıyor.
İtiraf edelim ki çoğumuz, ev temizlemek, ovmak ve yıkamaktansa başka bir iş yapmayı tercih ediyoruz! Acaba, vaktimiz olmadığı için mi bulaşıkları elde yıkamıyor, işi makinelere bırakıyoruz, yoksa makineler, gerekli kimyasallar, elektrik ihtiyacı ve benzer tercihlerimiz yüzünden mi her şeyin daha doğal olanına vaktimiz yok?
Üreticiler, önemli bir çoğunluğu evlerinin "tertemiz", "dezenfekte edilmiş", "mikropsuz" olması gerektiğine inandırmak konusunda son derece başarılı olmuşlar ve bunu yapabilmek için gereken ürünleri satmayı sürdürüyorlar: Tuvalet ve fırını temizlemek için asit, banyoyu dezenfekte etmek için fenol, mobilyaları cilalamak için damıtılmış petrol ürünleri, çamaşırlarımızı beyazlatmak için klor ve yalnızca evlerimizi temiz tutmak için çeşit çeşit diğer zehirli kimyasal maddeler...
Günlük yaşamda kullandığımız ürünler 55 bin'in üzerinde kimyasal çeşidi içeriyor ve her yıl bunlara binin üzerinde yenisi ekleniyor. Birçoğu ise yeterince test edilmeden ve belirli bir mevzuata tabi olmadan piyasaya sürülüyor.
Bu ürünlerin büyük kısmı doğrudan kanalizasyona akıp sonunda da su sistemlerimize karışıyor. Sözünü ettiğimiz kimyasallar, sonunda "fazla yüklenme" olasılığı yaratarak vücudumuzda depolanıyor ve zehirli olma düzeyine ulaştığında çeşitli hastalıklara yol açıyor. (Kronik yorgunluk sendromu, alerjiler, karaciğer sorunları, lenf kanseri gibi.)
Evsel temizlik malzemeleri sadece toprağı ve su kaynaklarını değil, teneffüs ettiğimiz havayı da tehdit ediyor. Sprey boyalar, fırın temizleyiciler, dezenfektanlar, mobilya parlatıcıları ve diğer tüm sprey ürünler, birkaç gün sonra soluyacağımız havanın bir parçası oluyor.
Sadece kentlerde yaşayanların değil, kırsal kesimde yaşayanların da atık su sistemlerine neler gönderdiklerine dikkat etmeleri gerekiyor. Foseptik sistemler atık su sorununu çözmüyor; boyalar, çözücü, inceltici, ağartıcı kimyasallar, aseton, tuvalet temizleyiciler ve lavabo açıcılar ile diğerlerinde bulunan belirli kimyasal maddeler organik maddeleri parçalayan organizmaları zehirleyebiliyor. Oysa organik maddelerin parçalanması doğal döngünün işlemesi açısından zincirin olmazsa olmaz halkalarından birini oluşturuyor.
Zehirli olmayan doğal temizlik maddeleri ise foseptik sistemi, içme suyu ve sağlık konusunda büyük yararlar sağlıyor.
Peki, doğal temizlik maddelerini kullanmak için nereden başlamalı?
İşte size evinizde rahatlıkla uygulayabileceğiniz pratik öneriler...

0 yorum :

Yeni yüzyıl K'Nex poşeti

Hatırlarsınız Yeni Yüzyıl gazetesi vardı. Poşet poşet oyuncak dağıtırdı. Yanlış hatırlamıyorsam orijinal Lego'ları da bu gazete vermişti. Yaratıcılık konusunda insanı cidden geliştiren bir şey bu K'Nex. Hâlâ abidik gubidik ihtiyaçlarım için bir şey yapmam gerekse, çıkarırım K'Nex'lerimi, malzeme yeter mi, kırmızı çubuktan çok lazım mı diye hesap yaparım. Valla yazarken bile ağzım sulandı. Satın mı alsam ne? Neyse, bunları tekrar araştırırken Fischertechnik diye bir şey daha öğrenmiş oldum. Yine bir "abi Almanlar yapıyor" hikayesi.
Fazla geyiğe sarmadan devam edelim, geçen gün eşyaları karıştırırken bu poşeti buldum. Vay dedim içimden, gözlerim sulandı. Tarayıcıda tarayıp çöpe attım. Nıhaha!

0 yorum :

Beter Böcek (Beetle Juice) oynayın!

Hamamböceği (1) (2), bok böceği derken aklıma yine Beter Böcek (1988) geldi. Bunun Nintendo için oyunu da varmış. Buldum bir yerden buraya koyayım dedim. Tabii Dos sürümünü de daha önce paylaştığımı hatırlatayım. Ubuntu'da nasıl oynanacağı da anlatılıyor o yazıda. Bu oyunu ise ENTER, BOŞLUK, YÖN TUŞLARI, X ve Z ile oynuyorsunuz. Hadi iyi eğlenceler.

0 yorum :

Hamamböcekleri: Başlangıç

Sen misin dün gece hamamböcekleri hakkında atıp tutan? Yahu 350 milyon yıl diyoruz ya, biraz ağırdan al. Yok ustaymış yok saygıymış.
Bu gece tam polisiye film seyrederken (Av Mevsimi (2010)) bilgisayarın pili uyarı verdi. Yan odaya geçerken yerdeki kuru çiçek yaprağı gözüme çarptı. Açık renkli yerde çok dikkat çekiyordu. Böceğe benzettim. Zaten ışık da kapalı ya, aklım hamamböceklerinde. Dedim kesin budur. Neyse olmadığını anlayıp -ki boyu da olamayacak kadar küçüktü- rahatladım. Tam öbür odaya geçerken -sanki Süpermen hislerim kabarmış arkadaş- bir de ne göreyim? O. Evet O. Tam bir Stephen King romanı ya. Altına sıçarsın televizyonun loş ışığında.
Çok hızlı kaçtığını biliyorum ya, tereddüt ettim içeri gidip sinek savar alsam mı diye. Ama önceden deneyimim var, e bizimki de evin ahalisinden -yavaş hareket ediyor hınzır- hemen kaptım elime savarı. Spreyi sıkmamla kalan yarısı da dolabın altına girdi. Biraz daha alta doğru boca ettim ama maksat psikolojik. Biliyorum bu sinek savar, ölmez hocam. Hadi diyelim öldü, koca koloni vardır yahu. Hah! Neyse dediğim gibi maksat psikolojimiz yerine gelsin.
Ama aylar olmuştur evde görmeyeli. Dün demiştim ben, şimdi bunları yazıyorum ya, kesin yakında görürüm demiştim içimden. Ama bu kadar da beklemiyordum. Hani şimdi ortadaki önde, üç tanesi kapıma dayansa "abi büyüksün" deyip elini öpeceğim öndekinin. Bi' at kafası eksik! (Bilmeyenler bilenlere anlatsın)
Neyse, filmin adı belli: Hamamböcekleri: Başlangıç. Üçlemenin kalanı da yolda mı acaba?
Bu arada Av Mevsimi'yle Heat (1995) arasındaki 7 benzerliğe dikkat ettiniz mi? Şimdi bilgisayardan Heat'i sileyim derken bazı sahnelere göz attım da, çömez ve sinirini karısından çıkaran polis filan...

0 yorum :

Kedi yüzük

Kedi yüzük
Yaratıcı bir çalışma olmuş. Nasıl yaparım diye düşünmek lazım. Telden filan olmaz, kağıt hamur olur gider, yoksa tutkallı hamurlu telden mi yapsak? Kil pişirsek çabuk kırılır, tahta zahmetli, bir şey bulmalı... Neyi pişirip kolye yapıyorlardı? Kolay bir yolu vardır bunun. Ayrıca doğal olmalı. Telin üzerine örme olsa? Hm, bu olabilir gibi. Tabii iyi işçilik gerek.

1 yorum :

Şifreli alfabeleri nasıl çözeriz?

Diyelim ki elinizde şifreli bir metin var. Tabii Sezar şifrelemesi gibi basit bir şifrelemeden bahsediyoruz. Mesela harfi harfle değiştirme veya tekil simgelerle değiştirme. Bunu nasıl çözeriz?

1 yorum :

Accessory Navicular Syndrome

What is the Accessory Navicular?
The accessory navicular (os navicularum or os tibiale externum) is an extra bone or piece of cartilage located on the inner side of the foot just above the arch. It is incorporated within the posterior tibial tendon, which attaches in this area.
An accessory navicular is congenital (present at birth). It is not part of normal bone structure and therefore is not present in most people.
What is Accessory Navicular Syndrome?
People who have an accessory navicular often are unaware of the condition if it causes no problems. However, some people with this extra bone develop a painful condition known as accessory navicular syndrome when the bone and/or posterior tibial tendon are aggravated. This can result from any of the following:
  • Trauma, as in a foot or ankle sprain
  • Chronic irritation from shoes or other footwear rubbing against the extra bone
  • Excessive activity or overuse
Many people with accessory navicular syndrome also have flat feet (fallen arches). Having a flat foot puts more strain on the posterior tibial tendon, which can produce inflammation or irritation of the accessory navicular.
Signs and Symptoms of Accessory Navicular Syndrome
Adolescence is a common time for the symptoms to first appear. This is a time when bones are maturing and cartilage is developing into bone. Sometimes, however, the symptoms do not occur until adulthood. The signs and symptoms of accessory navicular syndrome include:
  • A visible bony prominence on the midfoot (the inner side of the foot, just above the arch)
  • Redness and swelling of the bony prominence
  • Vague pain or throbbing in the midfoot and arch, usually occurring during or after periods of activity
AccesNav2To diagnose accessory navicular syndrome, the foot and ankle surgeon will ask about symptoms and examine the foot, looking for skin irritation or swelling. The doctor may press on the bony prominence to assess the area for discomfort. Foot structure, muscle strength, joint motion, and the way the patient walks may also be evaluated.
X-rays are usually ordered to confirm the diagnosis. If there is ongoing pain or inflammation, an MRI or other advanced imaging tests may be used to further evaluate the condition.
Treatment: Non-Surgical Approaches
The goal of non-surgical treatment for accessory navicular syndrome is to relieve the symptoms. The following may be used:
  • Immobilization. Placing the foot in a cast or removable walking boot allows the affected area to rest and decreases the inflammation.
  • Ice. To reduce swelling, a bag of ice covered with a thin towel is applied to the affected area. Do not put ice directly on the skin.
  • Medications. Oral nonsteroidal anti-inflammatory drugs (NSAIDs), such as ibuprofen, may be prescribed. In some cases, oral or injected steroid medications may be used in combination with immobilization to reduce pain and inflammation.
  • Physical therapy. Physical therapy may be prescribed, including exercises and treatments to strengthen the muscles and decrease inflammation. The exercises may also help prevent recurrence of the symptoms.
  • Orthotic devices. Custom orthotic devices that fit into the shoe provide support for the arch, and may play a role in preventing future symptoms.
Even after successful treatment, the symptoms of accessory navicular syndrome sometimes reappear.  When this happens, non-surgical approaches are usually repeated.
When Is Surgery Needed?
If non-surgical treatment fails to relieve the symptoms of accessory navicular syndrome, surgery may be appropriate. Surgery may involve removing the accessory bone, reshaping the area, and repairing the posterior tibial tendon to improve its function. This extra bone is not needed for normal foot function.
Page Last Updated: 04/27/2010
Kaynak: Foot Health Facts
Belki bir gün çeviririm.

0 yorum :

Süt kâbusu: Rüyada süt görmek

Süt neymiş arkadaş, okudukça soğuyor insan. Tamam, artık ticari hiçbir ürün yenecek durumda değil, ama bu kadarı da fazla. Yok bana yetmez diyorsanız belki Beslenme Bülteni'nin Süt alt kategorisi ilginizi çekebilir... Aşağıda ise soğutucu etmenlerin bir kısmı var.

0 yorum :

Ustalara saygı kuşağı: Hamamböcekleri

Geçen gece eve giderken, sinir olduğum sarı sokak lambalarının ışığında sürüyle davetsiz misafir gördüm. Davetsiz demek aslında büyük hata. Kim, kimi davet etmeli? 300-350 milyon yıldır buralarda olan onlar. Evet, hamamböcekleri. 6 aile, 4.500 tür, 2000+ metre yükseklik ve kutuplar dışında her yer... Fragman gibi.

2 yorum :

Güvenli ve hızlı internet için

İnternetiniz yavaş, her yerden fışkıran hareketli reklamlar... Yeni satın aldığınız ama kağnı gibi hareket eden bilgisayarınız... "Kendine gelsin" diye 15 dakika rahat bırakılan Windows'lar... Daha kötüsü eski ve artık internette gezinirken müzik dinleyemez olduğunuz emektar bilgisayarınız... Bir de virüs, trojan ve bilimum asalağın yarattığı yavaşlık. Artık bilgisayar kullanmak istemiyorsunuz.
E-postanızı bari açı -yok artık! Şifreniz de çalınmış. Bilgisayarı çöpe mi atmalı?
Eziyete gerek yok.
Bilgisayarınız eski de olsa yeni de olsa her şeye yeniden başlayabilirsiniz. Hızlı, güvenli, durup durup bozulmayan, zamanla yavaşlamayan bir bilgisayarınız olabilir.
Aşağıda sunulan ufak tefek önlemler hayatınızı kurtarabilir. Hız, güvenlik ve istikrar için kulak verin...

0 yorum :

Derin internet için arama kaynakları

Google'a alternatif arama motorları
  • Yandex: Rusya'nın en büyük arama motoru. Yeni yatırımları ise Türkçe dilinde. İstanbul haritaları, trafik bilgisi, haberleri, maili, çeviri hizmeti, görsel ve metinsel aramasıyla Google'a rakip olabilecek bir hizmet.
  • DuckDuckGo: Kişisel bilgilerinizin gizliliğine daha çok önem verdiğini iddia eden ve şıklığıyla dikkat çeken bir motor.
  • Twitter Arama: En güncel haberleri okumak, elektriklerin başka nerelerde kesilip, internetin neden yavaşladığını bulmak için, o an gelişen olayları Twitter'da aramayı deneyin.
  • Bing: Microsoft'un bolca para harcadığı arama motoru.
    Araştırmacılara özel
    • Kızıl Kitap: Politika, edebiyat ve psikoloji gibi değişik alanlarda eşsiz e-kitaplar bulabileceğiniz bir kütüphane.
    • Project Gutenberg: Telif hakkı biten binlerce e-kitap ve geniş müzik arşiviyle mutlaka incelenmesi gereken bir kaynak
    • Internet Archive: Film, müzik, metin ve en önemlisi site arşivi yapan meşhur kaynak. Bakmadan geçmeyin.
    • Zanran: İstatistik, grafik ve tablo bulmanıza yarayan bir arama motoru.
    • CompletePlanet: 70 binden fazla arama motoru ve klavuz sitesini arayan bir arama motoru. 40 kadar alt başlıkta arama motoru ve kilit site bulmanız mümkün. Gözatmakta fayda var.
    • InfoMine: ABD'deki üniversiteler tarafından oluşturulan ve pek çok veritabanı, elektronik dergi, kitap, mail grubu, çevrimiçi kütüphane ve makale arasında arama yapabilmenizi sağlayan bir site.
    • WWW Virtual Library: Dünyanın ilk internet listesi. 1991'de Genova CERN'de HTML dilinin ve dolayısıyla bildiğimiz anlamda internetin de yaratıcısı Tim Berners-Lee tarafından kuruldu. İçinde pek çok alandan sitenin bağlantısı bulunuyor.
    • InfoPlease: Atlastan ansiklopediye değişik alt başlıklarda ilginç veriler sunuyor. Ayrıca spor, sanat, sağlık, bilim, finans gibi konularda almanağa da sahip.
    • Scirus: Bilimsel veri araştıranlar için oluşturulmuş bir motor. Makalelerden çok daha fazlasını bulabilirsiniz.
    • TechXtra: Çevrimiçi kütüphaneler arası arama yapmak için.
    Haber arşivleri
    • Milliyet Arşiv: Milliyet gazetesinin 1950 ve 2004 yılları arasında yayınlanmış gazetelerini ücretsiz üyelik alarak okuyabilirsiniz. 
    • EurekAlert: Bilim haberleri takip edebileceğiniz bir kaynak.
    • Yandex Haberler: Çeşitli haber kaynaklarından derleme yapan bir hizmet.
    • Google Haberler: Yandex benzeri.
    • Times Machine: The New York Times'ın 18 Eylül 1851 tarihli ilk sayısından 30 Aralık 1922'ye kadarki tüm sayılarını okuyabilirsiniz.
    • Chronicling America: 1690'lardan günümüze kadarki Amerikan gazetelerinin arşivlerine ulaşabilirsiniz.
    • Trove: Avustralya'daki gazetelerin 1803'ten 1950'lerin ortalarına kadarki arşivlerini okuyabilirsiniz.
    • HistoryBuff: 1700'den 2004'e kadar Amerikan tarihindeki önemli olayların gazete arşivlerini tutan ve kâr amacı gütmeyen bir kurum.
    Görsel aramalar için
    • Yandex Görsel: Kullanışlı kriterlere göre arama yapmanızı sağlıyor.
    • Google Images: Yazdığınız konuya göre veya yüklediğiniz resme göre arama yapan, başarılı bir motor.
    • TinEye: Yüklediğiniz resimleri geriye dönük olarak aratıp nerelerde kullanıldığını, benzer olanlarını, daha yüksek çözünürlüklü olanlarını bulabilirsiniz. TinEye bununla sınırlı değil. Cool Searches bölümünde ne gibi değişik şeyler bulabildiğini görebilirsiniz. Ayrıca TinEye'ın yaratıcısı Idée'nin laboratuvar bölümüne gidip değişik türde aramalar da yapabilirsiniz. Örneğin 5 farklı renk seçip içinde o renkler bulunan yüzlerce Flickr resmi bulmak veya etiketlerle resim aramak mümkün.
    • Piccsy: Kullanıcıların paylaşıp etiketlediği resimler arasında gezinebilir veya doğrudan arama yapabilirsiniz. Yaratıcı resimlerin paylaşıldığı bir site.
    • StockVault: Kalıp (stock) fotoğraf kaynağı.
    • Stock Xchng: Kalıp fotoğraflar.
    • Morgue File: Kalıp fotoğraflar.
    Gezginlere özel
    • OpenStreetMap: Açık kaynaklı olan ve dünyanın her yerinden gönüllü olarak katılımcıların oluşturdukları bir dünya haritası projesi. Vikipedi'den esinlenilmiş. Haritalar kullanıcıların sunmuş olduğu GPS izleri, uydu fotoğrafları ve yerel yönetimler tarafından sağlanan çeşitli veriler doğrultusunda oluşturulmaktadır. Yapılan değişiklikler anında yayınlanır.
    • Google Haritalar: Google'ın ücretsiz harita hizmeti.
    • Yandex Haritalar: Haritaların yanında İstanbul, Ankara gibi şehirlerin sokak sokak panaromik görüntülerini ve anlık trafik durumlarını da sunuyor.
    • Tripsta: Ucuz uçak bileti satın alabileceğiniz bir yer.
    • Skyscanner: 600'ün üzerinde havayolunu gerçek zamanlı olarak tarayarak, fiyat ve mekan bazında sonuçları karşılaştırmalı olarak sunan bir arama motoru. En ucuz bileti bulmak için aktarmalı seçeneği deneyin.
    • ViewAt: Dünyanın değişik bölgelerinden panaromik görüntüler.
    • 360Cities: Yine panaromik görüntüler sunuyor.
    Ftp arama motorları
    • Proisk: Ftp kaynaklarından binlerce dosya bulmanızı sağlayan yavaş ama kullanışlı bir motor.
    • Napalm Ftp Indexer: Bir ftp arama motoru daha.
    • Mamont: Dosyaları ülkelere göre aramanızı da sağlıyor.
    • Global File Search: Bir diğer ftp arama motoru.
    Değişik türde aramalar için
    • Yazıncak: Bilimum güncel ve nostaljik içeriğin, bilgisayar, bilim, edebiyat, mutfak, müzik, sinema ve tarih gibi değişik konu başlıklarında paylaşıldığı bir blog.
    • StumbleUpon: Kullanıcılarına yeni siteler keşfetme ve bu siteleri oylama imkânı sunan bir web sitesi ve tarayıcı eklentisidir. Web sayfaları kullanıcılar tarafından tarayıcıya kurulan araç çubuğu vasıtasıyla oylanır. Kullanıcılar, ilgi alanlarına göre sayfaları görebilir, bunları diğer kullanıcılarla paylaşabilir ya da oyladıkları içeriği sayfalarında yayımlayabilirler. İnternette gezinmeyi sağlamasının yanında, bu özellikleriyle sosyal ağ ve blog servisi olarak da kullanılabilmekte.
    • Imbd: Film, dizi, yönetmen ve oyuncular hakkındaki en kapsamlı site.
    • Torrentz: Torrent arama sitelerinde torrent dosyası arayan bir site. Oldukça kullanışlı.
    • Bugmenot: Üyelik isteyen sitelerden bıktıysanız, daha önce bunlara üye olmuş ve kullanıcı adı şifresini Bugmenot'ta paylaşmış kullanıcılara teşekkür edebilirsiniz.
    • DivxPlanet: Altyazı aramak için birebir.
    • DivxForever: Emektar altyazı arama sitesi. Planet'te bulamadığım bir altyazıyı (Kaplumbağalar da Uçar) burada bulunca bir daha unutmamacasına yüreğime kazındı adı...
    • Mycroft: Firefox'a sevdiğiniz sitelerin arama kutularını eklemek için bir site. İstediğiniz sitenin adını yazıp Mycroft'ta aratın ve çıkan bağlantıya tıklayın.

    1 yorum :

    Batık bankaların faturası ve listesi

    2000'ler, batık bankalar  yılı... O dönem mecliste yapılan kimi tartışmalar. Devlet kasasıyla kurtarılan 22 bankanın listesi... Bir de Milliyet'te çıkmış bir haber (09.03.2004 tarihli "'Kıyak anlaşma' istiyorlar" haberi), 55 milyar dolarlık hesap tablosu...

    3 yorum :

    Oren Lavie - Her Morning Elegance

    Dokuzsekizlik'e gelsin...


    0 yorum :

    Brenna Mac Crimmon

    Brenna Mac Crimmon, Kanada'dan gelip türkü söylemek için Türkçe öğrenen biriymiş. Genelde Balkanlar ve Trakya taraflarından türküler söylüyor. Kulak Misafiri isimli solo bir albümü daha varmış... Ayrıca Muammer Ketencoğlu'nun diye bildiğim Ayde Mori albümünde kendisi de çalışmış. Özellikle dokuz sekizlik eşliğinde göbek atmak isteyenler kaçırmasın :)))

    Dinlemek için: http://www.myspace.com/brennamaccrimmon

    Daha uzun bir hikayesi için: http://www.kalan.com/tr/sanatclar-albumler/sanatci-tanitim/tum-sanatcilar/634-brenna-mac-crimmon.html

    0 yorum :

    HOLLABACK..

    “Teknoloji her şeyi hızlandırıyorsa, tacizin sonlanmasını neden hızlandırmasın?”
    Teknolojinin sürekli daha pratik, daha kolay ve daha hızlı olana ulaşarak insanın üzerindeki ağır “yükü” kaldırmak, bu esnada da kendi piyasasını yaratmak gibi dertleri olduğunu biliyorduk. Ama son zamanlarda teknolojik uygulamaların sıkça toplumsal sonunlara eğildiğine tanık oluyoruz. Az mı gördük çevre dostu buzdolabı, yeşil sever fritöz? Bu bir tesadüf değil. Neden? Çünkü şu açık bir şekilde görülüyor ki, her derde deva olan teknoloji, insanın günlük yaşamında yaptığı işlerin daha hızlı, daha pratik ve hatta mümkün olduğunca “insansız” yapılmasını sağlarken, mevcut toplumsal sorunlara bir çare olamıyor. Yani örneğin estetik ameliyatlarla bir kadının kendisinden gayrı bir görünüme kavuşmasını sağlayabiliyor ama, aynı kadının otobüste tacize uğramasına ne yazık ki engel olamıyor.
    Sonra bakıyorlar ki, kadınlar bu sorunlarını tartışarak, yazarak, üreterek çözmeye çalışıyorlar, öyle olunca teknoloji hemen el atıyor işe, ne gerek var! Yapmayın, hallederiz, diyor ve bu sorunun da mümkün olduğunca pratik, hızlı ve “insansız” bir çözümünü bulma yoluna gidiyor.
    Karşımıza çıkan örnek de bu: Hollaback!
    Bir internet sitesi ve bir cep telefonu aplikasyonundan oluşan ve bu uygulama sayesinde bulunduğun yeri işaretlediğin bir taciz haritası oluşturan Hollaback’in kurucuları, 2005 yılında, 23 yaşındaki Thao Nguyen’in New York metrosunda gözünün içine bakarak taciz eden bir adamın cep telefonuyla fotoğrafını çekip internete koymasından ilham almışlar. New York Daily News gazetesi, internette kısa sürede yayılan resmi kapak yapınca kimliği ortaya çıkan tacizci yakalanıyor. Nyugen’in teknoloji sayesinde başardıklarından etkilenen bir grup genç kadın aynı yıl Hollaback New York’u kuruyor. “Teknoloji her şeyi hızlandırıyorsa, tacizin sonlanmasını neden hızlandırmasın?” diyorlar. Hedeflerini ise şöyle açıklıyorlar: “Sokakta tacizi görünür kılmak, taciz mağdurlarına yalnız olmadıklarını hissettirmek ve sessiz kalmak yerine bir karşılık vermelerini olası kılmak.”
    Bu ve benzeri projeleri oluşturan “iyi niyetli” insanlarla karşılaştığımda Brecht’in kitabını elime alıp, gözlerinin içine bakıp tekrar tekrar o bildiğimiz şiiri okuma isteğiyle yanıp tutuşuyorum:

    MADEM İYİSİN
    Anladık iyisin,
    Ama neye yarıyor iyiliğin?
    ......

    Taciz mağdurlarının “sessiz kalmak yerine bir karşılık vermelerini olası kılmaktan bahsediyorlar. Bir kadının tacize karşılık vermesi, ancak bir iPhone aplikasyonuyla “olası” kılınabilecek öyleyse. iPhone’u olmayan veya internet erişimi olmayan kadınlar ise ne yazık ki cinsî savunmada sınıfta kaldı.
    Bu yazıyı sadece bir telefon markasının reklam politikası olarak ele almayı ve bu reklamı o “iyi niyetli” suratlarla masum masum gülümseyen insanların bahşettiği, şu bizim çok sevdiğimiz “toplumsal duyarlılığa” büründürerek pazarlamalarına karşı yazıyor olmayı tercih ederdim. Ama bu haber ondan biraz fazlası…
    Çok daha fazlası. Çünkü bir kadının tacize karşılık vermesinin çözümünü bir internet sitesi ve cep telefonu aplikasyonunda arayanların söylemsel olarak inşa ettikleri kadın; sosyal ortamda yalnız olarak kurgulanmış bir kadın profili. Çünkü bu kadın otobüste tacize uğradığında, bağırarak, konuşarak tacizciyi teşhir edemiyor. Bu kadının “dostları”, o tuşların arkadında, elektrik kablosu ve pili olan şeylerin içinde bir yerlerde… Ancak onlara anlatabiliyor. Çünkü bu; “olasılık dahilinde”.
    Tacizden korunmak için bir internet sitesi kurmayı akıl eden o güzel kafa hiç mi akıl etmez otobüste tacize uğrayan bir hemcinsinin yanında durmanın, tepki vermenin önemini anlatmayı, tacizcinin karşısına dikilmeyi veya otobüste tepkisiz kalanlara "siz niye bön bön bakıyorsunuz" diyebilmeyi; peki taciz anında internete tıkır tıkır yazan o narin eller nasıl olur da bir tokat patlatmaktan aciz olur?
    Hollaback, bir kadının teknolojik yaşamı dışında her daim yalnız olacağı düşüncesini öyle ustalıklı bir şekilde allayıp pulluyor ki, İstanbul Hollaback’in kurucusu Kacie Kocher, “Bu feminist bir hareketten çok daha öte” diyebiliyor. Hemen ardından da kadınlara tacizden korunmaları için tavsiyelerde bulunuyor: “Peşinden biri geliyorsa hemen telefonda konuşur gibi yap. Güneşi arkana alarak yürü ki, seni takip ediyorsa gölgesini görebil. Kulağa paranoyakça geliyor ama değil. Bir de sokakta asık suratlı gezmek işe yarıyor. Gülümsemek, kahkaha atmak yok. Rahat davranmak vok. Ve vücudum, bir gün daha benim.”
    Kadını kadınlıktan çıkararak onun tacize uğramasını engellemek idiyse amaç, Hollaback’e hiç gerek yoktu; bunu babalar, kocalar ve devlet kuşaklardır yapıyor. Bir kadın yazısında son sözü devlete veya erkeklere atmayı tercih edebilirdim ama, bu yazıda son sözüm Hollaback’çi kadınlara:
    Gölge etmeyin, başka ihsan istemem. Ne bizi tacizden kurtaracak bir telefon aplikasyonuna ihtiyacımız var, ne de omuzlarının üzerinde erkek başı taşıyan kadınlara.

    0 yorum :

    Microsoft'a açık mektup

    Sevgili microsoft,

    Lütfen e.'ye söyler misin, burada kendisinden "alıntıladığı" yazılar okumak istiyoruz.

    Sen de aradan çekil artık lütfen.
    Haydi kolay gelsin!

    0 yorum :

    Daha iyi bir sunu hazırlamak için ipuçları

    Profesyonel bir yapıda veya başka resmi koşullarda insanları eğitmeyi veya ikna etmeyi amaçlayan sunularda, şu ipuçlarını izlemek iyi bir fikir olabilir:

    • Slayt sayısının altıyı geçmemesini sağlayın. Sorunu, çözümünü, reddedilen alternatifleri, çözümü destekleyen araştırmayı, maliyeti (bütçe/kaynaklar) ve yapılacak işleri ortaya koyun. Slayt paketine başlık slaytları veya "Sorular" etiketli bir son slayt da ekleyebilirsiniz, ancak konuşmanızın gövdesi yaklaşık altı slayttan oluşmalı, bu sayıyı aşmamalıdır.
    • Her madde işareti metninin tek satırı aşmamasına çalışın, metin kaydırma kullanmayın. Bu, okumayı kolaylaştırır ve madde işaretli listenin düzgün ve kolay taranır olmasını sağlar. Sözcüklerin önünde "bir" kullanmaktan olabildiğince kaçının.
    • İlk slayttan sonra profesyonel görünümlü ve fazla göz alıcı olmayan uygun bir tasarım şablonu seçin. Tasarımın görüşlerinizin önüne geçmesini istemezsiniz.
    • Slaytlarınızın olabildiğince ulaşılabilir olmasını sağlayın. Arka plan rengiyle metin rengi arasında yüksek karşıtlık kullanın. Örneğin, eflatun arka plan üzerinde gri veya beyaz metin hoş ve yakın görüntü verse de, insanlar okumakta zorlanabileceğinden bu renklerden kaçının.
    • Metninizin basit olmasına dikkat edin. Slayttaki metinler asıl olarak, konuşmacı olarak size yol gösterecek veri noktalarıdır. Etkili bir slayt metni kafa karıştırmamalı ve her slaytta insanların daha fazla bilgi almak için size dönmesini sağlamalıdır. İnsanların slaytlarınıza odaklandığını gözlemlerseniz, slaytlar çok fazla veri içeriyor veya başka bir şekilde kafa karıştırıyor ya da dikkati dağıtıyor olabilir.
    • İzleyicilerinizin soruları sona bırakmalarını isteyin. Sorular, insanların konunuzla ve sunu becerilerinizle ilgilendiklerinin benzersiz bir göstergesidir. Bununla birlikte, bu soruları sununun sonuna bırakırsanız, malzemenizin üzerinden kesintiye uğramadan geçebilirsiniz. Ayrıca, erken sorulmuş soruların yanıtları, çoğunla izleyen slaytlar ve açıklamalarda bulunur.
    • Zaman sınırlamasına uyun! Size ayrılan süre 10 dakikaysa, bu süreyi aşmayın. Zaman sınırı yoksa, insanların ilgisinin dağılmamasını sağlamak için fazla zaman kullanmaktan kaçının.


    Alıntı: Microsoft

    0 yorum :

    Sunum becerileri ve kralın konuşması (Zoraki Kral)

    Bir arkadaşın sunum becerileriyle ilgili yaptığımız bir konuşma sonrası alıntıladığı bir yazıdır. Asıl sahibini tanımıyorum. Başlığı da ben uydurdum.

    Önceki hafta "en iyi film" dahil pek çok dalda Oscar kazanan Zoraki Kral (The King's Speech) filmini izledim. Filmin açılış sahnesi, o zamanlar henüz prens olan ve kekemelik sorunu yaşayan Kral VI. George'un bir stadyumda halka hitap edeceği sahne idi.

    0 yorum :

    e.'nin beyinle ilgili yazısına cevap ve ekleme

    İlgili yazı: Beyinle ilgili yaygın inançlar ne kadar doğru?

    Bilimin asırlardır yaygınlaştırdığı, disiplinlerarası olmaktan ve felsefeden uzak olan bu yaklaşım, insana genelden doğru bakmaktan, tarih bilincinden doğru bakmaktan aciz olduğu için, araştırmalarını hep beyinin yapısına ve işlevine ve buradan da öznel örneklere yöneltiyor. Ortaya da böyle saçma, insana dair dolayısıyla da toplumsal olana dair hiçbir veri sunmayan araştırma sonuçları çıkmış oluyor. İnsana tarihin ilerleyişi içinde bakmadan, onu büyük oranda genetik olarak belirlenmiş (ama Mozart dinlerse zekası gelişebilecek!) bir varlık olarak ortaya koymak da zaten insanın bugün kendini tarihin bir öznesi olarak görmesinin önünde engel olmakta son derece başarılı.

    Bu sefer anneler çılgınca çocuklarına Mozart dinletiyorlar, "uzman"ların dediği şekilde besleniyorlar, haplanıyorlar.

    Bunun bir de toplumsal olarak çözümler öneren uygulamaları var. Yani mesela baktın bilmem ne üniveritesindeki bilmem ne uzmanlarının dediği her şeye harfi harfine uyuyorsun, zekisin, sağlıklısın, iyi bir insansın falan, ama yine de bir kadınsan ve tüm bunlar senin tacize uğramana engel değilse, bu uzmanların yol arkadaşlarının sana bir önerisi var: Diyor ki, ipad'lere bir uygulama yerleştirdik, tacize uğrayan kadınlar bir taciz haritası üzerinden bulundukları yeri işaretleyip tacizcinin fotoğafını koyuyorlar oraya, böylece hem tacizciyi afişe etmiş oluyorlar, hem de taciz haritasından bakıp nerelerde taciz olduğunu görüp ona göre önlem alıyorlar. Böylece sen ne yapıyorsun? Tacizden korunmak için "kadın dostu" bu ipad'lerden satın alıyorsun ve sorun çözülüyor.

    Yani sistem senin "iyi", "başarılı", "zeki" ve "güvende" olman için nasıl yaşaman gerektiğini, ne şekilde düşünmen gerektiğini, ve dahası, neleri satın alman gerektiği belirlemiş oluyor.

    O yüzden dostum e., beyinle ilgili yaygın bilgiler ne kadar doğru? demişsin ama, alıntıladığın bu yazı da beynin sağ tarafı şöyle, sol tarafı böyle diyen araştırmalardan çok farklı bir şey sunmuyor bence. Bakış açısı ve insana yaklaşım olarak. Çünkü bununla ilgili akıl yürütmek için "uzman"ların araştırmalarına ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum. İnsana tutarlı bir düşünce etrafında bakmak ve tarihin içinde bakmak yeterli bence.

    0 yorum :

    Dünyanın ölümsüz tek canlısı: Turritopsis Nutricula

    Onun adı Latincede "Turritopsis Nutricula" olarak geçiyor. Sadece 5 milimetre çapında ufacık bir denizanası o... Ama Turritopsis Nutricula'yı diğer canlılardan çok önemli bir farkı var: Sonsuza kadar yaşayabilmesi.

    Turritopsis Nutricula'nın ölümsüz olduğu, aslında ABD'de yapılan basit bir deney sırasında ortaya çıkmış. Su dolu bir akvaryuma koyulan ilginç denizanası, bir süre orada unutulmuş. Bu süre içerisinde su kurumuş ve denizanası hareketsiz olarak kalmış. Bilim adamları öldü sanılan Turritopsis Nutricula'yı bir kez daha incelediklerinde, aslında ölmediğini, sadece yumurta haline dönüşerek kendini korumaya aldığını fark etmişler. Yani ilginç canlı, bir tehlike anında genlerinde değişiklik yaparak çocukluk evresine dönüş yapabiliyor ve bu sayede kendini tehlikelerden koruyor. Üstelik bu döngü sınırsız kez tekrarlanabiliyor; bu da Turritopsis Nutricula'ya ölümsüzlük kapısını açmış oluyor.

    Turritopsis Nutricula, eğer kendisini dışarıdan gelecek fiziksel tehlikelere karşı koruyamazsa, işte o zaman ölüyor...

    Alıntı: Chip

    0 yorum :

    Odun sobalı kışlık araba

    'Yurdum insanı' manzaralarından biri. Önce Karadenizli bir amca zannettim. Malum, tahtadan araba yapmış Karadenizli bir usta var. Neden odun sobalı araba yapan olmasın? Ama saç kesimine bakınca yok dedim, bu kim, burası neresi diye araştırdım.

    Dayı İsviçreliymiş. Yetkililerden gerekli izni alan Pascal Prokop, 1990 model Volvo'suna bildiğimiz odun sobası takmış/taktırmış. Karların arasından dumanı tüte tüte gidiyor. Böylesine az rastlanır diyerek paylaşayım dedim, bu da videosu:

    0 yorum :

    Talih kuşu ishal olursa

    Tarihten kareler...  İlk nerede okuduğumu hatırlamıyorum. Şaka zannetmiştim. Ciddi haber sitelerinde de ismini okuyunca gerçekliğine inandım.

    Azrail kapıyı 7 kere çaldı
    Uçaktan düşmek dahil 7 korkunç kaza geçirip tam 7 kez ölümü atlatan Hırvat Selak, talihine son çalımı, kollu kumar makinelerinden 1.5 trilyon kazanarak attı

    Ölümden yedi defa şans eseri kurtulunca ülkesinde dünyanın en şanslı adamı olarak anılmaya başlanan 74 yaşındaki bir Hırvat, son olarak 'jackpot'tan yaklaşık 1.5 trilyon lira kazanarak, bu unvanı hak ettiğini kanıtladı.
    Son 40 yıldır ilk defa talih oyunu oynadığını söyleyen Frane Selak'ın başına gelenler, kazandığı ikramiyeyi gölgede bırakacak kadar hayret verici. Selak'ın yüzüne şans ilk 1962'de güldü. İçinde bulunduğu tren raydan çıkıp buzla kaplı nehre uçtu. Selak, 17 kişinin öldüğü kazayı kırık bir kol ve ufak tefek yaralarla atlatmayı başardı.

    0 yorum :

    Beyinle ilgili yaygın inançlar ne kadar doğru?


    İnsan beyni bildiğimiz evrendeki en karmaşık varlık. Bilim adamlarının onca çalışmalarına rağmen iki kulağımız arasına sıkışmış 1,5 kilogram ağırlığındaki bu kıvrım kıvrım organ, hala birçok sır taşıyor içinde.

    İşte beynimiz hakkında çok yaygın olan kimi efsaneler ve bazı bilgiler:

    'Beynimizin yalnızca yüzde 10'unu kullanıyoruz'

    Öteden beri beynimizin sadece yüzde 10'luk bölümünü kullandığımız söylenir.

    Ve geride kalan, kullanılmayan yüzde 90'lık kapasiteyle neler yapılabileceği merak edilir.

    Ama beyin MRI'ları teknolojisinde atılan adımlar, bu yaygın kanının efsane olduğunu ortaya koydu.

    Londra Üniversitesi Kognitif Bilim Enstitüsü'nden Prof. Sophie Scott, "yapılan işlevsel beyin görüntülemeleri, beyinde herhangi bir şekilde faaliyete geçmeyen pek az nokta olduğunu gösterdi bize." diyor.

    0 yorum :

    Asgari ücret nasıl tespit edilir?

    0 yorum :

    "Nazım Hikmet vatandaşlık için 'bizzat' başvurmalı"

    Tarihten kareler... Bu yaşadıklarımızı unutmayalım: İçişleri Bakanı, Nâzım'a yeniden Türk vatandaşlığı verilmesi için bizzat müracaat gerektiğini söyledi.

    TBMM İçişleri Komisyonu'nda Vatandaşlık Kanunu tasarısı görüşülürken, şair Nâzım Hikmet'e yeniden Türk vatandaşlığı verilmesi konusunda ilginç bir tartışma yaşandı.

    Komisyon, Vatandaşlık Kanun Tasarısı'nı alt komisyona sevk etti. Aksu (dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu), Türk vatandaşının yabancı bir devlet vatandaşlığına geçmek için önceden izin alması uygulamasına son verildiğini söyledi.

    0 yorum :

    Bok: Kötü kokunun gizlediği kıymetli bilgiler

    Dışkı ve tuvalet alışkanlıkları hakkında bilmediklerinizi öğrenmeye hazır mısınız? Burnunuzu tıkadıysanız, dışkının tuhaf âlemine buyurun...

    Yazıya göz attığınızda “Ne kadar da boktan bir mevzu” diyebilirsiniz. Doğru, çünkü konumuz kapalı kapılar ardında gerçekleştirdiğimiz, günlük yaşantımızın en doğal hadisesi, en kibar tabiriyle ‘tuvalete çıkmak’. Vücudumuzun bu değersiz atığı sanıldığı kadar beş para etmez değil. Tıpta, endüstride, ticarette kullanılan muazzam bir kaynak. Toplumlararası kültür farklılıklarını yansıtan göstergelerden… Benetton’un dergisi Colors Magazine, son sayısında gelişmiş toplumların tabu haline getirdiği insan dışkısına dair kapsamlı bir çalışma hazırladı.

    0 yorum :

    pazartesi günleri hakkında ve ben

    İnternet üzerinden alışveriş furyası beni de sarmış vaziyette. Şu an yaklaşık beş ayrı siteye üyeliğim var. İşten kalan boş zamanlarımda onlarca elbise ve ayakkabıyı gözden geçirmekteyim. O güzel mankenlerin üzerinde durduğu gibi bende de duracağına inansam hepsini alasım gelir. Neyse ki boyum 160cm. Yoksa işim zordu.

    Özellikle her pazartesi bi' şeyler satın alıyorum. İş yerine gelen kargocu abiyle iyice ahbap olduk. Tc kimlik numaramı ezberledi diyebilirim. Bazen çay ikram ediyorum. Şansı varsa bu sefer kurabiyelere de yetişir :)

    Konuya dönecek olursak, bu durumdan sıyrılmanın bi yolunu bulmalıyım. Çünkü ben aslında dolabında giymediği yüzlerce elbisesi olan ya da sırf rengi güzel üzerindeki kelebek çok şirin diye ayakkabı alanlardan değilim.

    İnternetten alışverişi en azından abartmamam için bana bir iki tavsiyede bulunun dostlarım.Ya da diyin ki "Amaaannn, harca gitsin, napıcaksın parayı pulu, içinde kalmasın, al gitsin" falan gibi rahat tavırlara da açığım...

    Kurabiye tadında günler dostlarım ...

    0 yorum :

    Kıskançlık ve sonrası...

    Uzun zamandır ilk defa, buz gibi bir kıskançlık hissediyorum. Artık yaşamadığına nerdeyse emin olduğum bir adamın yaşıyor olduğunu fark etmemle başladı bu.

    Başka hiçbir şey, hiçbir şey değil ama; bir adamın bir kadının bacaklarına başını yaslayıp uyuyor olması ihtimali.. Ne garip bir şey bu, düşündükçe.

    Şimdi dün geceyi hatırlıyorum. Bambaşka bir adamla konuştuğum bambaşka bir konuyu. Onun gözleri kapanırken ne demiştim? Başka türlü bir yaşamı örgütlemek için beraberiz galiba, ben onun için aşığım. Ya da, şimdi düşününce, aşk buna yarıyor da diyebiliriz. Onun gözleri kapanıyordu. Ama beni duydu. Ben onun yüzüne baktım, ağır ağır nefes alarak uyurken bir şey anlatır gibi bir hali vardı. Anladım. Yüzü ne çok değişti o gece. Uyumadan önce, uyuduktan sonra...

    Kulağıma yaylı tambur çalınıyor şimdi, nereden geliyorsa..

    O bu şehirde, benim az uzağımda, yer döşeğinde, başucunda gazeteler ve bir yiyecek sepeti ile, düşündüğümde bende gecenin bir yarısı kalkıp yanına gitme isteği uyandırarak uyuyor.

    Başka bir şehirde birisi, bir kadının bacaklarına yaslamış başını.

    Bense başkasını kıskandığımda dahi niyeyse ilk ona anlatmak istiyorum.
    Sen bu işe ne diyorsun dostum e. ?

    0 yorum :

    For CLAUDIO...

    CLAUDIO… Sorry for lateness….


    MISSILE SHIELD is…
    A preparation of new and major wars on our region!

    In the latest meeting of 2010, NATO made a decision to start the missile shield in our country upon request of comprador Turkey government.
    On that time, Turkey government declared that this missile shield isn’t pointing any country, it’s only for defense, but at the same time, foreign affairs minister of the USA said it’s againts Iran in order to relieve Russia.

    If we consider the declarations of Russia and Iran in December of 2011, it is clear that no one believes the declarations of the imperialist USA or the comprador Turkey.

    0 yorum :

    "İyi, Kötü, Çirkin"den Ecstasy of Gold'u cello ile dinlemediyseniz dinleyin.

    Ve bilin ki bu artık devrimci kadınların şarkısı..

    0 yorum :

    O, dündü

    Gevşiyorsun ve sen gevşemeye devam ettikçe, diğer bütün sesler ve gürültüler uzaklaşıp kayboluyor. Yalnızca benim sesimi duyuyorsun. Depresyon ile ilgili üç noktanın kesin gerçekler olarak zihnine yerleşmesini istiyorum.

    Birinci nokta şudur ki: Burada bulunmak senin hakkın. Sen de en az herkesin iyi olduğu kadar iyisin. Sen kainatin evladısın, tıpkı ağaçlar ve yıldızlar gibi. Burada varolmak senin hakkın. Sen farkında olsanda olmasan da, kainat gitmesi gereken yolda ilerliyor. Öyleyse, sen de evrensel bir plan olduğunu ve senin onun parçası oldugunu kabul et. Her insandan daha büyük, her birimizden daha büyük bir plan var. Kendinle barış içinde ol. İstersen kendinle barış içinde olabilirsin… Şimdi de ikinci nokta:

    0 yorum :

    e.'ye açık mektup ve öz eleştiri

    sevgili dostum e.

    lütfen artık yeniden lezzetli ve vitaminli yiyecekler ve dahi sağlıklı yaşam mevzuları dışında bir şeyler yazmaya başla buraya. hani o öyküler vardı, okuyorduk, bir olay örgüsü içinde ne kadar saat aç kaldığını, kaç defa çişinin geldiğini falan öğreniyorduk ne güzel, bunları da anlatmaya başla yeniden.

    biliyorum, ben de bir iki yazdım, gittim. vur-kaç gibi oldu ama, yeniden yazmaya bugün bu mektubumla başlamak istiyorum. şunu da belirteyim, yemeğimi yedim ve acaba e. aç mıdır şimdi, üçüncü tostu ona mı ayırayım diye bir an bile düşünmedim. ama dün sana çikolatalı açma alacaktım, kalmamıştı biliyorsun. ayrıca birazdan da gidip çişimi yapacağım. sabah da bir kere yaptım. ne ala, mualla!

    0 yorum :